Abdullah Damar

Abdullah Damar

Mail: [email protected]

Babai Ayaklanmaları

11. yüzyıl ortalarından itibaren, Büyük Selçukluların hâkimiyeti altındaki İran’da; 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının hüküm sürdüğü Anadolu’da; 14.ve 15. yüzyıllarda da Balkanlar ile Anadolu’da, bağımlı köylülüğün  üzerindeki sömürü ve tahakküm ilişkilerinin kristalleşmesi anlamında Osmanlı’da; dönemlerinin feodal yönetimleri; hâkim sınıfların kalabalıklaşması, kozmopolitleşmesi ve giderlerinin çoğalması, yönetim ve saray giderlerinin sürekli artması, kısacası devletin daha pahalı bir devlet haline gelmesi, emekçilere daha ağır vergi yüklerinin bindirilmesi ile el ele yürüdü.

Harezmşah Devletinin Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra 1220 yılından itibaren Orta Asya'dan Doğu ve Güney-Doğu Anadolu bölgesine çok sayıda Türkmen göç edip gelmiştir. Türkmenler daha önce yaşadıkları Türkistan, Maveraünnehir, Horasan ve Harezm gibi bölgeleri terk ederek geldiklerinde, taşınmasında kendilerine güçlük çıkaran tüm mallarını ve eşyalarını bırakmak zorunda kalmışlardır. Üstelik onlara bu uzun ve tehlikeli yolculuğun verdiği sıkıntılar, hem sağlıklarını ve hem de ekonomilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Türkmenler Anadolu'ya geldiklerinde manen ve maddeten çok yıpranmış, sosyal ve ekonomik düzenleri temelden sarsılmış vaziyetteydi. Anadolu’nun fethinden sonra ve onu takip eden yıllarda buraya gelen Türkmenler başlangıçta yer ve kışlak ve yaylak sıkıntısı çekmediler, fakat daha sonra gelenler özellikle Moğol istilasından sonra gelenler o kadar şanslı değillerdi. Çünkü bu sırada Türkmenlerin hayat tarzlarına ve ekonomik yapılarına uygun sahalar çok azdı. Daha önce Anadolu'ya gelen Türkmenler tarafından kışlak ve yaylaklar tutulmuş vaziyetteydi. Özellikle Doğu Akdeniz ve Güney-Doğu Anadolu bölgesinde göçebe gelen bu yeni unsurların yaylak ve kışlak ihtiyaçlarını karşılayacak genişlikte ve büyüklükte kışlak ve yaylak kalmamıştı. Bu yüzden daha önce Anadolu'ya gelen Türkmenlerle sonradan gelen Türkmenler arasında sürekli bir yaylak kışlak kavgaları yaşanmaktaydı. Türkiye Selçuklu yöneticileri ise, Türkmenlerle sadece kendi çıkarları doğrultusunda ilgilenmişler ve ciddi ekonomik problemleri karşısında duyarsız kalmışlardır.

13. yüzyıl başlarında bu şartlar, yerleşik tarım ile otlatıcılık arasında çelişmelere, maddi koşul ve düşünce dünyası arasındaki farklara rağmen, Anadolu köylülerinin ve Türkmenlerin bir bölümünü, Konya Sultanlığının ezip dağıtmaya gayret ettiği, feodalleşmeye karşı çıkan, otlakların eskisi gibi ortaklaşa kullanılmasını isteyen ve toplumsal eşitliğe yönelen göçebelerle birleşmeye götürdü. Hâkim sınıf içindeki parçalanmaların bu sırada şiddetlenmesi de merkezi otoriteyi zaafa uğrattı. Bu dönemde birbiri ardına patlak veren isyanların en önemlisi Babai ayaklanmasıdır.

Anadolu Selçuklu Devleti tarihindeki en büyük Türkmen ayaklanması olan ve 1240 yılında başlayan Baba İshak isyanı, Anadolu’da dar bir alana sıkışıp kalan ve yoksullaşan göçebe Türkmenler’in, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in yönetimdeki bazı  uygulamaları sebebiyle Baba İshak’ın çevresinde toplanması ve bu gruba Halep ve Antep yöresine sürgün edilmiş olan Harezm Türklerinin de eklenmesiyle gelişmiş ve Adıyaman ve Kâhta civarında başlayıp Malatya, Maraş, Sivas, Tokat ve Amasya’ya kadar yayılan dini görünümlü siyasi bir isyandır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in, Baba İshak’ın üzerine asker göndermesi ve sonrasında Baba İshak’ın Amasya Kalesi’nde asılarak öldürülmesi üzerine bu isyancı grup galeyana gelerek Amasya şehri ve halkına büyük zarar verdikten sonra, başkent Konya’yı tehdit etmeye yönelmiştir. Kayseri’den sonra Kırşehir’e yönelen isyancılar Kırşehir yakınlarındaki Malya Ovası’nda Selçuklu ordusuyla karşılaştılar. Ordularına Frank askerlerini de dâhil eden Selçuklular, isyancıları burada mağlup edip isyanı bastırdılar.

Babai isyanı, ekonomik zorluklar içerisinde olan Türkmenlerin Baba İlyas ve halifesi Baba İshak liderliğinde, XIII. yüzyılda ortaya çıkardıkları ve Türkiye Selçuklu Devleti'ni ele geçirmeyi amaçlayan siyasi bir isyandır. Dini ve sosyal şartları kendi çıkarları doğrultusunda kullansalar da bu konuda en çok dikkati çeken husus bu isyanın dini bir mahiyet taşımadığıdır. Çünkü Baba Resul ve onun halifesi Baba İshak siyasi emeline ulaşmak için dindar görünerek müritlerine ve taraftarlarına güven aşılamıştır. Baba İshak, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in sefih yaşantısını ve uyguladığı siyasi politikalarını da kendi çıkarına çok iyi kullanmıştır.

Kaynaklar

Ümit Hassan ve diğerleri. (1985). Türkiye Tarihi Cem Yayınevi. S.114-115

Bahattin Keleş. (2018). BABA İSHAK İSYANI’NIN ANADOLU SELÇUKLU TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Fırat Üniversitesi İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ 23:1 (2018), SS. 73-91.

Facebook Yorum

Yorum Yazın