Nejat Güneri

Nejat Güneri

Mail: [email protected]

DÜNÜ ÖZLEMEK(1)

 

Aşağıda yazacaklarımı, sanıyorum çok az kişi anlayacak ve: “Nerde o Antep” diyecekler…

“Kurgana da erik zamanı naylon arabayla sahreye gidilir, çalı-çırpıyla güle yala ‘yaz dolması’ yenir, Kalaylı Pınarın buz gibi suyu içilir, ceviz ağacının altına yanbey gelinirdi…

Aypedimiz, molpedimiz yoktu ammmaaa…

Misgilim bağlar, bahçeler, bağlardaki kınalı, muhammediye, kabarcık, dökülgen, dımışkı üzümler …

Zerdaliler, payamlar, sumaklar, tiyek dibindeki tusbaalar (kaplumbağalar, hayir ağaçları, lastik küleklerle su çekilen bağ kuyuları vardı!

Haraflar ve pırıl pırıl Alleben’de yüzme öğrenen çocuklar.

Beyaz yüzlü taştan evler. Bu evlerin arişli, ekinlikli hayatları vardı. Ekinlikler de: Akasya, lökkiye, bal çiçeği ve gül… evin tağalarında da filiksiye ve yaprağı güzel vardı. 

Yaz günleri ‘yazlık sinemalardan gelen; “cuvv, cuvv…Aaah” sesleri…

Şimdi huzurlarınızda billur sesli sanatçı falan, denilen pavyon sesleri.

Film iyiyse, tutulmuşsa yazlık sinemanın afişinin üstüne tenekeye yazılmış “hiç yer yoktur” asılır; karaborsacılar “numaralı bilet var, var, var” diye ufaktan ufaktan seslenirlerdi.

Balcan, biber, kabak, hıyar mevsiminde çıkar, ısırdığında kokusu evi saran hıyar, kesilince burcu burcu kakan temetoslar olurdu.

Turfanda denilen bir şey vardı. Yeni çıkan bir meyveyi mevsiminde ilk yerken: “Eski ağza teze meyva “ denirdi.

Sulanmış “ev ekmeğinin kokusu, yazın günü “hayatta dolma dürümü”…

   

Facebook Yorum

Yorum Yazın