Nil Akan Palacios

Nil Akan Palacios

Mail: [email protected]

Farkındalık / Farkındasızlık yok olmakla aynı şey

Değerli Farkındalıkseverler,

Geçenlerde bir koçluk müşterim şöyle bir konuyla geldi:

“Çalıştığım kurumu çok seviyorum. Buradan hiç bir zaman ayrılmayı düşünmüyorum. Ancak kurumun içinde kendimi görmeye çalıştığımda göremiyorum. Kendimi silik hissediyorum. Özellikle yüzümü göremiyorum. Sanki yüzüm yok gibi.”

Okuduğunuz kelimeler ürkütücü gelmesin. Kendini gerçekleştirmeye ve yeniden tanımlamaya çalışan, sizin-benim gibi bir insanın sözleri olabilir bunlar. Kim olduğunun farkına varıp yaşamda “Ben”iyle var olmaya çalışan, saygı duyulası bir insanın sözleri bunlar.

Görüşmemizde bu müşterimi bulunduğu noktaya nelerin getirdiğini anlamaya çalıştım. Sosyal normlar çıktı altından.

Mutluluğu, kendine değil de içinde yaşadığı toplumun beklentilerine endeksleyip içindeki Ben ile ilgili farkındalığını yitirince yok oluyor insan, silikleşmeye başlıyor.

Örneğin;

“Önümüzdeki yıl beklediğim terfiyi alırsam dünyanın en mutlu insanı ben olacağım!” Peki ya terfi gelmezse? Mutsuzluğun dibini görmeye de hazır mısın?

veya

“Instagram’da gördüm, tüm arkadaşlarım tatilde. Ah, ben de tatile gidebilsem kendimi daha iyi hissedeceğim!” Peki ya gidemezsen? O zaman sende neler olacak?

Fark ettiniz mi? Bu cümlelerin hepsinde mutluluğu bir şeye endeksleme hali var. Halbuki benim koçluk müşterimin cümlelerinde bu endekslerden kurtulup kendine has endeksini tanımlama ihtiyacı var. İşte saygı duyulası şey bu.

Kendiniz dışındaki endekslere göre yaşamak, yaşama reaksiyon vermek ile yaşamda aksiyon almak arasındaki farkı belirliyor.

Sosyal endekslemelere göre yaşamak, olanı biteni bekleyip (ne zaman geleceğini bilmeden) bunlara karşı re-aksiyon vermenize sebep olurken “Ben”inize endeksli yaşamak, ne zaman geleceği belli olmayan, re-aktif duruşu bırakıp içinizdeki hazineye göre size en iyi gelecek aksiyonu almanızı sağlıyor. Daimi mutluluğun tek ve kalıcı formülü bu.

Bir de sosyal normların yaşantımızdaki yarattığı bir takım artçı depremler var.

Onur ve gurur gibi. Başarı ihtiyacı gibi.

Onurlu bir yaşam sürmek, gururlanmak, başarılı olmak gibi tuhaf ve neye hizmet ettiği belli olmayan kavramların peşinde koşuyoruz. Bu kavramlar, sosyal yönlendirmeden başka bir şey değil. Onur ve gurur, tamamen toplumun bizi takdir etmesi üzerine kurulu. Peki sen kendinde neyi takdir ediyorsun? Bunu buldun mu?

Başarı için ise toplum tarafından tanımlanmış milyonlarca kriter var. Derslerde yüksek not almak (öğretmenin takdiri), iş yerinde terfi almak (patronunun takdiri), çok para kazanmak (toplumun takdiri), kar eden başarılı bir işletme kurmak (müşterilerinizin takdiri). Peki içindeki “Ben” e göre senin başarı kriterin nedir? Hiç düşündün mü?

Yaşamda peşinden koşmaya değer tek kavram daimi mutluluk hali. Bu hal, başarı kriterlerinizi kendinizin tanımlamanızla başlıyor.

İnsanın yaşamda ulaşmakta en zorlandığı şeyler nedir desem çoğunuz başarı, nefsine hakim olmak, sevilmek gibi cevaplar verirsiniz. Halbuki insan en çok aşağıdaki üç şeye ulaşmakta zorlanıyor:

1. Nefreti sevgiyle karşılamak
2. Dışlananları içeri almak
3. Yanlış yaptığında yanlışını kabul etmek

Çünkü toplumun beklentisi, seni sevmeyeni senin daha fazla sevmemen, seni dışlayanı daha fazla dışlaman ve yanlış yaptığında bunu örtbas etmenin yolunu bulman yönünde.

Farkındalığın yolu, geleni geldiği gibi, sevgiyle karşılamaktan geçiyor. Gelenin senin kimliğine bulaşmasına izin vermeyip, onu sevgiyle ağırlayıp zamanı geldiğinde de yine sevgiyle uğurlamandan geçiyor. Kimliğini, kim olduğunu gelenle değil, içindeki Ben ile tanımlamaktan geçiyor.

Hatırla. İçindeki Ben, Sen’deki tek değişmeyen şey. Bunun dışındaki her şey, ama her şey geliyor ve geçiyor. Onları geldiği gibi karşılayıp kişiselleştirmeden selamlaman daimi mutluluğun tek anahtarı.

Bir farkındalık noktası daha paylaşmak isterim izninizle. Mutsuzluğun sebebi çoğunlukla bir takım kavramlara esir olmamızdan ve bir de üstüne üstlük bu kavramları yanlış anlamlandırmamızdan kaynaklanıyor. Örneğin yukarıda bahsettiğim müşterim çok hırslı olduğundan ve bundan rahatsızlık duyduğundan bahsetti. Görüşmemizin ileriki aşamalarında fark etti ki hırs ve azim kavramlarının tanımları kafasında karışmış. Fark etti ki hissettiği hırs duygusu, elinde olmayanlara bakıp hayıflanmasına ve bundan dolayı acı çekmesine sebep oluyor. Örneğin sosyal medyada takip ettiği kişilerde olan ancak kendisinde olmayan şeyler... Hırsın yerine “azim” kelimesini yaşamına daha çok alırsa yaşamında nasıl bir değişim olacağını sordum. Fark etti ki daha çok azmederse elindekilere şükretmeye daha çok alan açıp bunları nasıl çoğaltacağının yollarını aramaya başlayabilecek. Aradaki devasa farkı görebildiniz mi!

Hepinize farkındalıklarınızın katlanarak arttığı, yolunuzu aydınlattığı harika bir hafta dilerim.

Sevgiyle,

Not: Bugün özlü söz ve kitap önerisi yok. Yukarıda yazdıklarımla beslenin :)

 

Makale Yorumları

  • Oznur Gokhan07-07-2020 00:35

    Yazdıklarından ben güzel besleniyorum sevgili Nil

Facebook Yorum

Yorum Yazın