Abdullah Damar

Abdullah Damar

Mail: [email protected]

İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Eğitim

 

Her kültür ve medeniyet, gerek Avrupalı gerekse Asyalı olsun, kendi sosyal ve kültürel tarihlerinde ve eğitim deneyimlerinde nasıl farklı aşamalardan geçmiş, evrimler yaşamış, özgün eserler ortaya koymuşsa, Türkler de eğitim  tecrübelerinde tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren benzer aşamalardan geçmişler, bir yandan başkalarından öğrenmeye kendilerini açık tuttukları gibi diğer yandan da eğitim içeriğinden kurumlarına, öğretim yöntemlerine varıncaya kadar kendilerine özgü başarılı deneyim ve örnekleri üretmekten geri kalmamışlardır.[i]

Bu noktada, Türk eğitim tarihi, tarihi bilinen ilk Türk toplumları ile başlar. Türkler için şöyle denmiştir: "Oğuz toplumunun göçüp yürümediği yol var mı? Evini tutup oturmadığı yurt var mı?" Gerçekten Türkler çok geniş bir yayılma göstermiştir ve çeşitli devletler kurmuşlardır. Fakat bu kadar dağınıklık ve çeşitlilik içinde bir takım temel devletler vardır ki onların bağımsız yaşama geleneğinde kesintisiz bir çizgi oluşturur ve Türk tarihinin en önemli kısmını teşkil ederler. Bu devletler, sıra ile şunlardır: Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti.[ii]

Türk toplumlarının eğitim anlayışı ve uygulamaları, yaşama biçimlerinin etkisiyle şekillenmiştir. Eski Türklerde çocukların ve gençlerin eğitilmesinde toplumun Töresi önemli bir rol oynamaktadır. Bu Töreler, Türk toplum yaşamını düzenleyen ve uyulması gerekli ve zorunlu kuralları kapsar. Bu devirdeki Türklerin eriştikleri uygarlık ve kültür düzeyi, onlarda örgün eğitim kurumlarının bulunduğu hakkında kesin bir bilgi vermemektedir. Eğitim ortamı özünde gerçek yaşamdır. Yaparak ve yaşayarak, taklit ederek, örnek alarak öğrenme ile kademeli yaklaşım kullanılırdı.[iii]

Eski Türklerde eğitimin genel hedefi "Alp" insan tipini yaratmaktır. O, göçebe, mekânını genişletmek isteyen, akıncı, mertçe çarpışan, kişiyi temsil eder. O'nun yegane hedefi "Cihan İmparatorluğu kurma, itaat ettirme"dir. Bunun yanında yetişecek insan tipinin iyi, adil, büyüğe saygı, küçüğe sevme, dayanışma, paylaşma, sözünü tutma vb. özelliklerini alması da istenir.[iv]

Sınıfsal farklılıkların derin olmadığı, hayat boyu elde edilen deneyim ve birikimin öne çıktığı, mücadele ve eşitlik anlayışının özel bir yer tuttuğu Türklerin Orta Asya dönemlerinde, yoksulların da aynı imkânlarda yetişerek erdemli, onurlu ve cesur bir şekilde hayata katılabilme fırsatlarının bulunduğu anlatılmaktadır.[v]

Dünya ve Anadolu tarihinde önemli bir yer tutmuş ve etki bırakmış Türk devletlerinin ilki olan Hunlar, tarihte bilinen en eski Türk devleti olup, merkezleri Orhun-Selanga Irmakları ile Türklerin kutlu ülke saydıkları Ötüken ve çevresi merkez olarak kurdukları bir devlettir. Başkentleri Ötüken’dir. Sürü besleyen, atlı göçebe kabilelerden oluşmuştur. Özellikle komşuları Çin’e karşı korunmalarını kolaylaştırdığı için, Hunlar yerleşik değil göçebe bir yaşantıyı benimsemişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak da savaşçılık, yöneticilik, bazı el sanatları ile dini inanışlar ve çocuk yetiştirmeye ilişkin değerler eğitime damgasını vurmuştur. Hunlar’daki eğitimi; yaşayış biçimleri şekillendirmiştir.[vi]

Büyük Hun İmparatorluğu’nda eğitim, imparator ailesinin yetişmesine ve bu aileye yetişmiş eleman sağlamaya yarayan bir sistemdi. Öğreticinin belli kıstaslardan geçme gereği yoktu. Yaşlı olması ve devlet tecrübesi geçirmesi yeterli sayılırdı. İlk çağ ve Orta Çağ Türk devletleri ve toplumları göçebe oldukları için yerleşmiş okul ve dini müessese yoktu. Türkler ilk eğitimlerini ve bilgiyi ailelerinden almaktadır. Savaş ve avcılık eğitimini almak için de asker kimselerden yararlanılırdı. Genel kültür ve töre eğitimi de yaşlı ve tecrübeli kişiler tarafından yürütülürdü.[vii]

Hunlar’dan sonra tarih sahnesine çıkan Göktürkler, M.S. VI. yüzyılın ortalarında Büyük Hun Devleti’nden sonra en büyük Türk devletini kurmuş ve kısa zamanda çok büyük bir alana yayılmışlardır. Göktürkler, Hunlar’ın devamı niteliğindedir. Göktürkler’in menşei hakkındaki tartışmalara bakıldığı zaman onların Hunların bir kolu olarak ortaya çıktıkları görülür. Tarihte Orhun Anıtları olarak bilinen eserlerde o dönemdeki eğitimi ilgilendiren önemli bölümler vardır. Bu bölümlerde özetle; Türk milletinin saldırganlık değil, barış içinde yaşaması salık verilir. Milletin yurdunda oturması, birbiriyle iyi geçinmesi, yabancı tuzaklara düşmemesi ihtar edilir. Bu kitabelere bakıldığı zaman devlet felsefesi, iskân, komşularla ilişkiler ve devleti yönetenlere itaat vb. konular net bir şekilde görülmektedir. Adeta bir anayasa niteliği taşımaktadır. Bu ifadelerden anladığımıza göre; bilgelik, alplık, iyi ve başarılı hükümdarların özellikleri olarak belirtilmiştir. Böyle hükümdarlar, halkının bağımsız ve güven içinde yaşamasını sağlamak kadar devletinin nüfus ve ekonomik gücünü arttırmayı ve milletini mutlu etmeyi asıl görevleri bilmektedir. Bilgisiz, yani iyi bir yönetim bilgisine sahip olmayan, toplumun gerçek çıkarlarının nerede bulunduğunu ve bunun nasıl sağlanacağını bilmeyen hükümdarlar ise toplumsal çözülmeye ve bağımsızlığın kaybedilmesine neden olurlar. Bu hükümdarlar zamanında, dış düşmanlar da propaganda yolu ile ülkeyi içerden kolaylıkla çökertip ele geçirirler.[viii]

Göktürk devletini yıkan Uygur-Karluk-Kırgız konfederasyonu dağılıp, Ötüken havzasına Uygurlar hâkim olduktan sonra 745–844 yılları arasında bölgede Uygur Kağanlığı’nı kurmuşlardır. İç siyasi çekişmeler, Çin’in izlediği bölücü politika, Maniheizm dininin olumsuz etkileri ve doğal afetler sonunda, Uygurlar 840’ta bağımsızlıklarını kaybettiler. Uygurlar’ın hayat biçimleri Göktürkler’den başlıca iki biçimde farklıdır. Bu farklılıklar şunlardır;

-Kentlerde yerleşik hayat, önem kazanmıştır.

-Uygurlar öteki kültürlere geniş ölçüde açılmışlar, eski dini inanışlarını bırakıp, Manihaizm’i benimsemişlerdir.

Bunun sonucu olarak, Manihaizm dini, Et ve süt yenilmesine izin vermeyen sadece sebze yenilmesini isteyen bu din olarak, onları pasifleştirmiştir. Yerleşik hayat ve din değişikliği nedeniyle Uygurlar, Türk eğitim tarihine kendi damgalarını vurmuşlardır. Uygurlar bütün bu özellikleriyle diğer İslamiyet Öncesi Türk topluluklarından farklılık gösterirdi. Onlar, yerleşik, bilgi ve kültür düzeyi yüksek olduğu için, yüzyıllarca çeşitli Türk ve yabancı devlet saraylarında katiplik, bürokratlık, danışmanlık, kültür elçiliği yapmışlardır. Bu nedenlerden dolayı Uygurlar'da eğitim - öğretim işinin okullarda yapıldığı düşünülebilir. [ix]

Göktürkler ve diğer Türk devletlerinde kullanılan Göktürk alfabesi ve Uygur alfabesi bu devletlerde sistemin geliştiğini gösterir. Bu devletlerde eğitim ‘töre’ yoluyla nesilden nesile aktarım yapılarak geliştirilmiştir. Bu dönemlerde bilge kişiler, halk ozanları ve din adamları sözlü eğitimin temsilcisi konumundadırlar.

Türklerin İslamiyet’i benimsemeleri onların eğitimine yeni özellikler kazandırmış ve Türk eğitim tarihi bakımından bunun bir takım önemli ve sürekli sonuçları olmuştur. Türk toplumlarında ilk kez, medrese denen düzenli bir örgün eğitim-öğretim kurumu olan okul ortaya çıkmış, medreseler kısa sürede her tarafa yayılmıştır. Bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar yaşamıştır. Türk toplumlarının dünyaya bakış açısı İslamiyet’in etkisi ile yeni şekiller almaya başlamış, eski Türk değerleri ve töresi değişme yoluna gitmiştir. Medreseler ile düşünürler, din adamları bu değişmeyi sağlayıcı bir rol oynamışlardır düşünülebilir. 840 yılında Orhun bölgesindeki Uygurların tarih sahnesinden çekilmesiyle temelleri atılan Karahanlı Devleti, XI. yy. ortalarında Doğu Karahanlı Devleti ve Batı Karahanlı Devleti olarak ikiye ayrılmış; XIII. yy.da da Karahanlıların hâkimiyeti sona ermiştir.[x]

 

 

[i] Kenan, Seyfi. (2013). Türk Eğitim Düşüncesi ve Deneyiminin Dönüm Noktaları Üzerine Bir Çözümleme. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi. Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies

[ii] Akyüz, Yahya. (2012). Türk Eğitim Tarihi. Pegem Akademi.

[iii] Kaygısız, İbrahim. (1997). Eğitim felsefesi ve türk eğitim sisteminin felsefi temelleri. Eğitim ve Yaşam Kış 1997

[iv] Akyüz, Yahya. (2012). Türk Eğitim Tarihi. Pegem Akademi.

[v] Kenan, Seyfi. (2013). Türk Eğitim Düşüncesi ve Deneyiminin Dönüm Noktaları Üzerine Bir Çözümleme. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi. Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies

[vi] Ünalan, Sıddık ve Öztürk Hakan. (2008). İSLAMİYETTEN ÖNCE  TÜRKLER’DE EĞİTİM VE ÖĞRETİM. Fırat Üniversitesi. İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ 13:2 (2008), SS.89–109.

[vii] Babat, Ali.(2000) Gaziantep’in Cumhuriyet Öncesinden Günümüze Eğitimi. Gaziantep Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü Yayınları. s.12

[viii] Ünalan, Sıddık ve Öztürk Hakan. (2008). İSLAMİYETTEN ÖNCE  TÜRKLER’DE EĞİTİM VE ÖĞRETİM. Fırat Üniversitesi. İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ 13:2 (2008), SS.89–109.

[ix] Kaygısız, İbrahim. (1997). Eğitim felsefesi ve türk eğitim sisteminin felsefi temelleri. Eğitim ve Yaşam Kış 1997. S.10-11

[x] A.g.e. s.15-17

Facebook Yorum

Yorum Yazın