Mehmet Kasapbaşı

Mehmet Kasapbaşı

Mail: [email protected]

KANAL İSTANBUL’U İSTEYEN VE İSTEMEYENLER

KANAL İSTANBUL’U İSTEYEN VE İSTEMEYENLER

Tamam, bölmeye hevesli olanlar var da, bölünmeye bu kadar hazır olan başka bir toplum var mıdır bilinmez.

Bir kanal konusu bile bizi ikiye böldü.

Kanal İstanbul yapılsın diyenler kanalist, yapılmasın diyenler antikanalist. Aklıselim düşünen, meseleyi araştıran, ilim adamlarının sözlerine kulak veren çok az. Peşinden gittiğin liderin “yapılacak” diyorsa kanalistlerin safına, “yaptırmayız” diyorsa antikanalistlerin safına geçip bağırmaya başlamak. Hayret edilecek bir durum.

Toplum bu konuda da bu kadar kamplaştıysa, bizim de bazı şeyler söylememiz yani bir nevi kanala girmemiz şart oldu.

Tam bu konuda atışmalar yaşanırken rahmetli Aytunç Altındal’ın bir ifşaatı ortaya çıktı. Özeti şu: “ABD Montrö’deki kısıtlamalar sebebiyle Karadeniz’e rahat donanma gönderemiyor. Kanal yaptırarak bu kısıtlamayı aşmak, Karadeniz’den petrol bölgeleri dâhil stratejik mekânları kontrol altına almak istiyor. Kanalın yapılması bir ABD yönlendirmesine boyun eğilmesi olayıdır.”

Kulağı yeraltındaki seslere hassas olan rahmetli Aytunç Bey’in bu sözlerine itibar edilebilir diye düşünmekteyiz.

Kanalistlerin bir bahanesi petrol tankerlerinin geçmişte boğaza verdikleri zararlar. Bu konu konuşulurken dikkate alınması gereken bir husus var. Petrol ve doğalgaz gitgide boru hatları ile taşınmaya başlanıyor. On binlerce kilometrelik boru hatları daha da çoğaltılacağa benziyor. Tankerle taşımacılığın azalma eğilimine girmesi kanalistlerin bu bahanelerini zayıflatıyor gibi. Üstelik kanalda olabilecek bu tür bir facianın boğazda olması muhtemel tehlikelerden kat kat daha fazla zararı olacağı da hesaba katılmalı değil midir?

Bir diğer husus, Montrö gereği, boğazdan kılavuz bile almak zorunda olmadan parasız geçme avantajı varken, kapitalist kafa ile hareket eden taşımacılık sektörü yöneticilerini kanala nasıl kanalize edeceğiz, burası düşünülmüş müdür?

İstanbul’da Bizans’ın yeniden ihyası hülyalarına hizmet edenler açısından son günlerde dillendirilen kaygılar, Fener, Balat ve Sur içi örneklerinde olduğu gibi nasıl gelişecek, Avrupa Birliği’nin tavrı ne olacak, bu konular da masaya yatırılmalı değil midir?

Çevre, jeolojik, ekolojik, istatistik, canlı hayatları, coğrafi, askeri, ekonomik, rant paylaşımı, su kaynakları, uluslararası ilişkiler, dünya dengeleri gibi konularda ortaya atılan olumlu veya olumsuz değerlendirmeler neden hiç yetkililer tarafından gündeme getirilmez? Halk ilmi verilerle bilgilendirilmez, anlaşılır gibi değildir. Bazı liderlerin 180 derece ters görüşlerine, üçbeş sene sonra 180 derece daha ekleyip “kanalist” kesilmeleri de ibretlik olaylardandır.

Velhasıl Kanal İstanbul’un kısaltılmışı olan “kanalist” aynı zamanda milleti ikiye bölen bir terim olarak da önümüze konulmuştur. Sert, tehditkâr ve hiç de hoş olmayan üsluplarla karşılıklı atışmalar bu bölünmeyi daha da keskinleştirmektedir.

Kanal İstanbul yapılacaksa bu konuda milletimiz bölünmeli değil, bilgilendirilmeli, ikna edilmeli ki, benimsenerek bir iş yapılmış olsun. Bu eserin yapılabilmesi için vatandaşları inatla birbirine muarız yapmak, bu oldubitti ile yapım kararı almak akıl kârı bir davranış değildir. Aksi takdirde geleceğimiz bir nevi karartılacaksa bu heveslerden vazgeçilmelidir. Hele hele bir ABD dayatması varsa ve bu dayatmaya boyun eğmek veya karşı çıkmak söz konusu ise, yol yakınken onurlu bir devlet davranışı sergilenerek bu işten vazgeçilmelidir. Selam ve Dua ile

Facebook Yorum

Yorum Yazın