Nejat Güneri

Nejat Güneri

Mail: [email protected]

Uzlaşma yada Uzlaşmama

Nasrettin Hoca merhum kentin ileri gelen eşraflarından bir ağanın “iftar yemeğine” davet edilir.

Tabii bu iftar yemeğine kentin ne kadar kalburüstü uleması, hacısı, hocası ve zengini varsa davetlidir.

Davetliler en güzel cicilerini giyer, takar takıştırır; ağanın evine doluşmaya başlarlar. Hasrettin Hocamız mütevazı günlük kıyafetiyle iftar yemeği verilen eve gelir ve bir köşeye kıvrılıp oturur.

Top atmış oruçlar açılmıştır. Herkes birbirlerine ikramda bulunur, şundan da buyur, hele şunun da tadına bak, falan…

Hocamızla ilgilenen, alakadar olan yok. Hoca bakar olacak gibi değil.  Sessizce yerinden kalkar, evine gider; en iyi cicilerini giyer takar takıştırır ve yeniden misafir olduğu eve gelerek yerine oturur.  

Bu defa ev sahibi ağa dâhil diğerleri şundan da buyur, bir de şunun tadına baksaydın demeye başlarlar.

Hocamız nihayet dayanamayıp; üzerindeki cübbesinin ucundan tutarak önündeki yemeği yedirmeye çalışır. Bir yanda da “YE KÜRKÜM YE”   demektedir.

***

Bir iki gün önce adam gibi adamların kanını donduran bir utanç tablosunu televizyon kanallarından ibretle seyrettik.

***

Hatay AKP Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun Mahdumu’nun görevlerini yapan polislerle tartışması sonucu; babasının “kürkünden” dolayı bu tartışmayı içine sindiremeyerek; emniyetin bahçesinde 2 gözünü göstererek, ‘bu gözlerin içine iyi bak, sen benim kim olduğumu bilmiyorsun, sen beni tanımıyorsun seni buradan sürdüreceğim, üzerindeki üniformayı çıkarttıracağım, o zaman beni tanıyacaksın…’ demesi ve hiddetle polis merkezine gittiği sırada telefonla konuştuğu kişiye:  (herhalde konuştuğu kişi babası milletvekilidir) ‘Çevik kuvvet amiri ile polis memuru Alper bugün açığa alınacak, beni emniyette dövdüler, yetişin.’

Dikkatinizi çekmek isterim. “Yetişin” diye imdat isteyen ve de dövüldüğünü iddia eden birisinin böyle bir telefon konuşması yapması nasıl mümkün oluyor?

***

Ve bu arkadaşın istemesi üzerine televizyonlardaki hiçte hoş olmayan utanç verici tabloyu seyrettik.

***

Ve…

Aklımıza Nasrettin Hoca merhumun yukarıdaki ibretlik fıkrası geldi. 

***

İnanın gayet samimi olarak kendime şu soruyu sordum. “Ben böyle bir makamda olsam… Benim oğlum da bana böyle bir şikâyetle gelse ben ne yapardım?”

Belki diyeceksiniz ki, arkadaş sen bir defa öyle bir yerde olmadığına göre; öyle bir yerdeki adamın hissiyatını bilemezsin.

Hayır!  Hiçte öyle değil.

Kendi hakkını hukukunu koruyamayan, benim “kürkümün” gölgesine sığınan bir evladım olduğu için herkesten çok ben utanırdım.

Ve o polisleri değil öyle sıraya dizdirmek; olay saatte bizzat ben gider sadece görevini yapan “alınlarından öpülesi” o polislerden özür dilerdim…

Facebook Yorum

Yorum Yazın