2500 yıldır Yaşamımıza Katamadığımız Bir Keşif! Dünden devam

Düşünen ve düşünülen, ya da bilen ve bilinen ilişkisinde iki yan var ve bu iki yanın da ayrı ayrı özellikleri bilinmeden, gerçeğin nasıl elde edildiği de bilinemez. O zamana dek; zihin, dışarıdaki nesnelere yönelir ve oradaki düşünsel öğeleri temizce çekip çıkarır ve kendisinin kılarak, bilgiye dönüştürür sanılıyordu. Ama burada bilene, yani özneye, yani insanın aklına mutlak bir güven duyuluyordu. Bu güven sorununda çıkan bunalımlar daha önce de bilgeleri arayışa itmiş ve ‘ kendini bil’ önermesi böyle çıkmıştı. Sorunun yeri belirlenmişti ama sorun çözülememişti. İşte Sokrates’in esas tespiti bu noktada kendini dönüştürücü olarak gösterdi.

       Çünkü iki yan da, hem özne hem nesne olarak geçişlidir, gerçeklik olarak ‘bir’ e indirgenme işlemi, ikisinin birbirinin içinden saydam bir biçimde dolaysız olarak ikisi aynı olana kadar geçmeleri ve geri yine geçmeleridir.  Bu sonuç bilincin ya da düşüncenin arandığı yer olarak dış nesneler yanında onun muhatabı olan içeriye, düşünene dönmekle elde edilmiştir. Düşünce duyguya benzer bir şeydir, bunları ayırmadan işlem yapınca sonuç olumsuzdu, düşünme işleminde kullandığımız gereci bire indirgemiş olmalıyız.  Düşünce ile duygu birbirine karıştığı zaman herkes için bir ve aynı olan bir gerçeklikten vazgeçmek, onun yerine herkese göre farklı gerçek olduğu ortaya çıkıyordu ki, buna ise gerçek denmezdi. Çünkü düşünme işleminde kullanılan ‘arı’(tılmış) düşünsel öğe kişiye göre değişmez, herkes için aynıdır. Öznel değil nesneldir, yani evrenseldir.

     2500 yıl önce Atina’da olan düşünsel ‘BÜYÜK PATLAMA’ (big bang). Bütün insanlığı her zaman meşgul etmiş ve bu gün dahi meşgul ediyor olan, ayrıca daha çok meşgul etmeye devam edecek olan değişim, devrim, ‘  ne ve neyin ‘üzerine idi. Üstelik bu kadar uzun süre gündemde nasıl kalabilmiştir?   Niçin çözülüp geçip gitmemiştir? Her tarihsel değişim görevini yaparak kendinden sonraki değişimler içinde kaybolur gider. Artık gelişim ve ilerleme zincirinin halkalarından biri olarak, özel olmaktan çıkarak genel içinde silinir.

         Antik Atina ve Sokrates neden bu kaderin dışında kalır, yoksa bütün önemli paradigmaların tohum olarak keşfedildiği ve insanın kafasına yerleştirildiği bir dönenim, bir başlangıcın ve aynı zamanda bir sonun, bütün niteliklerini taşıdığı için mi? Bir tür bilincin doğuma dönüşü mü? Bir tür bütün niteliklerimizin köküne doğru geri gitme ihtiyacı duyduğumuz zaman, çıkılan yol mu, ziyaret edilen kutsal an mı, kutsal zaman ve mekân mı?

       Kanımızca ilerleme zincirinin o halkası henüz geçilememiştir. 2500 yıldır insanlık bu halkanın üzerinde, biraz da başıboş olarak, biraz da ne yaptığını bilmeden,   ileri geri, sağa sola, aşağı yukarı gidip gelmeye devam etmiştir ve devam ediyor.

     “En büyük eylem bilincin içindeki eylemdir”.(Hegel)

       Bu tür bir değişim dışsal bir nesneye bakışta olmaz.  Enstein’in formülü gibi fiziksel yasalara ilişkin bir bilgimizin değişimi değildir. Ya da kimyasal bir buluş ile bir elementin değişim yasalarını keşfetmek gibi bir şey değil. Yani değişen bir nesne değil, dün başka bu gün başka olan bir nesnenin bizim için olan durumu değil. Değişim bizde, tüm değişimleri yapanda, değişim değiştirende, değiştiren değişince; işte büyük değişim buradaki değişimdir. Değiştirenin değiştirilmesi.

       Güç olan, büyük emek gerektiren işte buradaki değişimdedir. Değiştireni değiştirmek için değiştirenin önce ne olduğu keşfedilecek, ne olduğu bilinecek, bilinecek ki değiştirilecek. Bilinmeyen hiçbir şey değiştirilemez. Bir şey bilindiği kadarıyla değiştirilir ve değiştirildiği kadarıyla da bilinir.

    Yazık ki, insani ilişkilerin, toplumsal alanın ve doğaya karşı duruşumuzun hala büyük ölçüde kaotik olmasında bu bilinçsizliğin büyük payı var, ama aynı ölçüde umutlu olmak için de nedenimiz var, insanlığın en kötü günleri bu günler olabilir, zira tüm insanların gerçekliğin farkına varmaları mümkün. Ve bu 2500 yıldır yapılmadıysa hiç yapılamayacak demek değildir. Yete ki 2500 yıl önce yaşananlara geri dönelim ve orada her insan kendini arama işini ciddiyetle üslenebilsin, o kendini en kolay orada bulacaktır, çünkü en dolaysız olarak orada var idi.