> Sevgili Okuyucular,
>
> Birkaç gün evvel Milli Eğitim Bakanlığı 9. sınıftan başlamak üzere müfredatta ve eğitim sisteminde yapacağı değişiklikleri duyurdu. Ders sayısı azalacak, öğrencilere kariyer danışmanlığı sunulacak ve pratik yapabilmeleri için alan açılacak. Bunlar ilk bakışta dikkatimi çeken başlıklar oldu.
>
> Ancak eğitim sistemimizle ilgili benim son günlerde kafamı iyiden iyiye meşgul eden başka bir konu var. Liseye veya üniversiteye geçişte yapılan sınavlarda öğrencinin yaptığı üç yanlış bir doğruyu nereye götürüyor? Yanlış yapmak cezalandırılması gereken bir durum mu? Başı kesilen doğruyu kim, nereye gönderiyor?
>
> İnsanlık tarihini değiştiren büyük icatlara baktığınızda bu icatların birçok başarısız denemeden sonra hayat bulduğunu göreceksiniz. Edison ampülü 2,000 başarısız denemenin ardından bulmuş. Günümüzde başarılı bazı girişimcilere baktığınızda bu kişiler üniversiteden terk. Örneğin Mark Zuckerberg Harvard Üniversitesi’ndeki eğitimini bırakıp Facebook’u kuruyor. 12 yıl sonra okuluna tekrar dönüp diplomasını alıyor.
>
> Dünyadaki eğitim sistemleri geçmiş öğretiler ve metodolojiler üzerine kurulu. Sistemde birçok bilgi var. Öğrenciler bu bilgileri anlamak, öğrenmek, sentezlemek ve sonuca ulaşmak için ciddi çaba sarf ediyor. Kuzey Avrupa’daki ileri görüşlü eğitim sistemlerini bir kenara koyarsak dünyadaki bütün eğitim sistemleri hızlı bir şekilde öğrencileri günümüz kapitalist sistemde yer edinebilmeleri için olabildiğince fazla bilgiyle donatıp mezun etmeyi hedefliyor. Sınavlar öğrenilen bilgiyi ölçmeye ve puanlamaya dayalı. Ancak ölçme-değerlendirme sistemi içerisinde yaratıcılığa prim verilmiyor. Zira kapitalist düzende yer edinmeye çalışan milyonlarca insan var ve yaratıcılığa ayıracak vakit ve sabır yok.
>
> Ülkemizdeki eğitim sistemi de günümüz dünya düzeninin bir sonucu. Ancak bizdeki sistemde, dünyada başka bir yerde olduğuna ihtimal vermediğim bir “üç yanlış bir doğruyu götürür” meselesi var.
>
> Eşim yabancı. Büyük oğlum Mert LGS sınavına hazırlanmaya başladığında eşime sınav sistemini anlattım. Türkçe, Matematik, Fen ve Sosyal Bilgiler konularını merkeze alan, çoktan seçmeli soruların sorulduğu bir sınav olduğundan bahsettim. Buraya kadar tamam, satın aldı. Ancak ne zaman ki sınavda Mert’in yapacağı her üç yanlış sorunun bir doğru sorusunu götüreceğini söyledim, burada eşimin sigortaları attı. Kısa devre yaptı. Ve bana şu 2 soruyu sordu:
>
> Soru 1) Bu durumda Mert’e risk almamasını ve hiç yanlış yapmamasını mı öğütlememiz gerekiyor? Yanlış yapmadan nasıl doğruyu bulacak ve yaratıcı fikirlerini hayata geçirecek?
>
> Soru 2) Üç yanlış sorusunun götürdüğü bir doğru sorusu nereye gidiyor? Bu doğru soruya ne oluyor?
>
> Tahmin edersiniz ki bu iki soruya da cevap veremedim...
>
> Anlayacağınız eşim, bizim eğitim sisteminin ne kadar işlevsiz ve yaratıcılıktan uzak olduğunu sorduğu bu iki soruyla özetledi.
>
> Bu aşamada bu konuyla ilgili söyleyebilecek başka bir sözüm kalmadı. Kafamda deli sorularla bugünkü yazımı sonlandırıyorum.
>
> Sağlıcakla,
>
> “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”
> Albert Einstein