Depremden sonra herkes konuşur. Sonra zaman geçer, sessizlik başlar. İşte en büyük tehlike budur.
Eğer bu ülke 6 Şubat’ın hesabını sormazsa, bir sonraki depremde aynı acıyı yaşamaya mahkûmdur.
Çünkü zihniyet değişmediği sürece yapılan her yeni bina, geleceğin potansiyel enkazıdır. Zemin etüdü raporları formaliteye dönüştü. Projeler kağıt üzerinde kaldı. Yapı denetim firmaları, denetlemekle yükümlü oldukları yapılarla ticari ilişki kurdu. Yani sistem baştan çürük kuruldu. Yeni binalar yıkıldı. Bu cümle başlı başına bir skandaldır. Bir inşaat mühendisi olarak sahadaki tabloyu gördüğümde şunu anladım: Bu yıkım teknik eksiklikten değil, bilinçli görmezden gelmeden kaynaklanıyor.
Çünkü bilimin söylediği şeyler, rant düzenini yavaşlatıyordu.
Dere yataklarına imar verildi. Alüvyon zeminlere yüksek kat izni verildi. Deprem toplanma alanları AVM oldu. Her kararın arkasında bilim değil, ekonomik çıkar vardı.
İmar affı çıkaran anlayış değişmedi. Denetimi kağıt üzerinde yapan sistem değişmedi. Bilimi susturan karar mekanizmaları değişmedi.
O halde soruyorum: Ne değişti?
Deprem güvenliği sadece mühendislikle sağlanmaz. Deprem güvenliği, siyasi iradeyle sağlanır. Bilimi önceleyen, rantı değil insan hayatını merkeze koyan bir yönetim anlayışıyla sağlanır.
6 Şubat bize şunu gösterdi: Doğa affetmez. Ama bu ülke çok çabuk unutur.
Eğer unutursak, aynı enkazın altında yine biz kalırız.
Ama bu kez suçlu deprem değil, biz oluruz.