Ortadoğu’da ABD ile İran arasında tırmanan askeri gerilimin tam ölçekli bir savaşa dönüşmesi ve bu çatışmanın uzun süre devam etmesi, yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, küresel ekonomi üzerinde de ciddi bir baskı unsuru oluşturacaktır. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı, dış ticaretinde jeopolitik risklere duyarlı ve enflasyon dinamikleri büyük ölçüde maliyet kanalları üzerinden şekillenen ülkeler açısından ise bu tür bir senaryo doğrudan fiyat istikrarını tehdit eden yeni bir dalga anlamına gelmektedir.
Bu çerçevede, savaşın uzaması halinde Türkiye’de enflasyonun nasıl bir patika izleyebileceğini anlamak için üç temel kanal öne çıkmaktadır: enerji fiyatları, döviz kuru hareketleri ve beklenti yönetimi. Bu üç kanalın aynı anda bozulması durumunda enflasyonist baskıların hızlanması kaçınılmaz hale gelebilir.
ENERJİ FİYATLARI: ENFLASYONUN ANA İTİCİ GÜCÜ
ABD–İran savaşı senaryosunda en kritik kırılganlık petrol arzı üzerinde oluşur. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki jeopolitik etkisi, dünya petrol arzının önemli bir bölümünün geçtiği bu hattı stratejik hale getirir. Savaşın uzaması, yalnızca İran üretiminin değil, bölgedeki diğer üreticilerin de risk primi nedeniyle arz kısıtlarına gitmesine yol açabilir.
Bu durumda Brent petrol fiyatlarında hızlı ve kalıcı bir yükseliş kaçınılmaz hale gelir. Petrol fiyatlarının 80–120 dolar bandına doğru tırmanması, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde doğrudan maliyet enflasyonu yaratır. Ulaştırma, lojistik, üretim ve elektrik üretim maliyetleri artarken, bu artış kısa sürede mal ve hizmet fiyatlarına yansır.
Türkiye’de enflasyon sepetinde enerji kaleminin ağırlığı dikkate alındığında, petrol fiyatlarındaki her %10’luk artışın tüketici fiyatlarına birkaç puanlık ek baskı oluşturması mümkündür. Bu da mevcut enflasyonist yapının daha yapışkan hale gelmesine neden olur.
DÖVİZ KURU: DIŞ ŞOKLARIN İÇ PİYASAYA YANSIMASI
Savaş senaryosunun ikinci önemli etkisi döviz kuru üzerinden ortaya çıkar. Küresel risk algısının yükselmesi, gelişmekte olan ülke para birimlerinden çıkışı hızlandırır. Bu süreçte dolar ve euro gibi rezerv para birimlerine yönelim artarken, Türk lirası üzerinde değer kaybı baskısı güçlenir.
Kur artışı, Türkiye’de enflasyonun en hızlı yayıldığı kanallardan biridir. İthal girdilere bağımlı üretim yapısı nedeniyle, döviz kurundaki her yükseliş doğrudan üretici fiyatlarına yansır. Özellikle enerji, ara mal ve hammadde ithalatı üzerinden oluşan maliyet kanalı, kısa sürede tüketici fiyatlarına geçiş yapar.
Bu noktada kritik olan sadece kur seviyesinin yükselmesi değil, aynı zamanda kur oynaklığının artmasıdır. Belirsizlik ortamı, firmaların fiyatlama davranışlarını daha temkinli ama daha hızlı zam yapan bir yapıya dönüştürür. Bu da enflasyonun atalet kazanmasına yol açar.
BEKLENTİLER: ENFLASYONUN KENDİNİ BESLEYEN YAPISI
Enflasyonun üçüncü ve belki de en kritik boyutu beklenti kanalında ortaya çıkar. Savaş gibi yüksek belirsizlik içeren dönemlerde ekonomik aktörlerin geleceğe ilişkin öngörüleri zayıflar. Hane halkı ve firmalar, gelecekte daha yüksek fiyatlar bekledikçe bugünden fiyat ayarlamalarına başlar.
Türkiye ekonomisinde beklenti yönetimi zaten kırılgan bir yapıya sahiptir. Böyle bir dış şok, enflasyon beklentilerinin yeniden yükselmesine neden olabilir. Ücret pazarlıkları, kira artışları ve fiyat güncellemeleri daha sık hale gelir. Bu durum, enflasyonu sadece maliyet kaynaklı değil, aynı zamanda davranışsal olarak da yukarı çeker.
Özellikle hizmet sektöründe fiyat katılığı yüksek olduğu için, beklenti bozulması enflasyonun düşmesini geciktiren en önemli faktörlerden biri haline gelir.
TCMB POLİTİKASI VE OLASI TEPKİ
Böylesi bir senaryoda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası daha da kritik hale gelir. Enerji ve kur kaynaklı şokların aynı anda yaşandığı bir ortamda faiz politikası ile denge kurmak zorlaşır.
Eğer TCMB sıkı para politikasını sürdürürse, iç talep baskısı sınırlanabilir ancak enerji kaynaklı maliyet enflasyonu devam eder. Eğer faiz indirimine gidilirse, kur kanalı üzerinden enflasyon daha da hızlanabilir. Bu nedenle politika yapıcılar açısından en zor denge durumlarından biri ortaya çıkar.
Ayrıca böyle dönemlerde sadece faiz değil, rezerv yönetimi, makro ihtiyati tedbirler ve fiyat istikrarını destekleyici ek önlemler de önem kazanır. Ancak dış şokların yoğunluğu arttıkça, para politikasının etki alanı da sınırlanabilir.
TÜRKİYE EKONOMİSİNDE OLASI SENARYO PATİKASI
Savaşın uzaması halinde Türkiye’de enflasyonun seyri üç aşamalı bir patika izleyebilir:
İlk aşamada enerji fiyatlarındaki hızlı artış ve kur geçişkenliği nedeniyle manşet enflasyonda ani bir yükseliş görülür. Bu dönem genellikle 1–3 ay arasında yoğun fiyat ayarlamalarının yaşandığı bir süreçtir.
İkinci aşamada, maliyet artışlarının yayılmasıyla çekirdek enflasyon yükselmeye başlar. Gıda, hizmetler ve dayanıklı tüketim mallarında fiyat artışları genelleşir.
Üçüncü aşamada ise beklentilerin bozulmasıyla enflasyonun düşüşü zorlaşır ve kalıcı bir yüksek enflasyon rejimi riski ortaya çıkar. Bu aşama, ekonomi politikası açısından en riskli evredir.
DIŞ TİCARET VE BÜYÜME ÜZERİNDE ETKİLER
Enflasyon baskılarının yanında savaşın uzaması Türkiye’nin dış ticaretini de etkiler. Bölgesel ticaret yollarındaki aksaklıklar, ihracat pazarlarında daralma ve lojistik maliyetlerde artış ekonomik büyümeyi sınırlar.
Öte yandan turizm gelirleri de jeopolitik risk algısından etkilenebilir. Türkiye’nin güvenli liman algısı güçlenebilse de bölgesel istikrarsızlık turist akışında dalgalanmalara yol açabilir.
Bu durum hem döviz girişlerini hem de iç ekonomik dengeyi etkileyerek enflasyonla mücadeleyi dolaylı olarak zorlaştırır.
SONUÇ: ENFLASYONDA YENİ BİR JEOPOLİTİK DALGA RİSKİ
ABD–İran savaşının uzaması senaryosu, Türkiye açısından yalnızca dış politika değil, doğrudan ekonomik istikrar meselesidir. Enerji fiyatları, döviz kuru ve beklentiler üzerinden çalışan üçlü enflasyon mekanizması, mevcut fiyat istikrarı mücadelesini daha da zorlaştırabilir.
Bu nedenle böyle bir dış şok döneminde ekonomik politikaların yalnızca iç dinamiklere değil, küresel jeopolitik gelişmelere de hızlı uyum sağlayan esnek bir yapıda olması kritik önem taşır. Aksi halde Türkiye’de enflasyon, dış kaynaklı yeni bir yükseliş dalgasıyla daha kalıcı bir seviyeye yerleşebilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar