Acaba Birinin Ahı mı Var Üzerimde?

Bazen insanın içinden sessizce yükselir o cümle:
“Acaba birinin ahını mı aldım?”
İşler üst üste ters gidiyorsa, ilişkiler bir türlü yoluna girmiyorsa, emekler beklenen sonucu vermiyorsa… Zihin, açıklama aramaya başlar. Çünkü insan belirsizliği sevmez. Bir neden bulmak ister. Ve o neden bazen görünmeyen bir yere taşınır: “Ah.”
Kültürel olarak “ah almak”, yalnızca bir beddua değildir. Daha çok bir tür ahlaki denge fikridir. Birinin kalbini kırmanın, haksızlık yapmanın ya da görmezden gelmenin bir karşılığı olacağına dair güçlü bir inanç. Bu yönüyle aslında toplumsal bir vicdan mekanizmasıdır da.
Ama işin ilginç tarafı şurada başlar: İnsan kendi yaşadığı olumsuzlukları açıklarken bu kavramı bazen kendine karşı bir yargı aracına dönüştürür. “Demek ki birine kötülük yaptım ve şimdi bedelini ödüyorum.” Böylece kader, biraz da içsel bir mahkeme salonuna dönüşür.
Psikoloji burada farklı bir şey söyler. İnsan zihni, özellikle kontrol edemediği olaylar karşısında anlam üretmeye eğilimlidir. Buna “nedensellik yanılsaması” denir. Yani bazen rastlantılar, geçmişteki tek bir davranışa bağlanır. Oysa hayat çoğu zaman bu kadar çizgisel değildir.
Bir başka boyut da suçluluk duygusudur. İnsan bazen gerçekten kimseye büyük bir haksızlık yapmamış olsa bile, kendi iç dünyasında “eksik”, “hatalı” ya da “yetersiz” hissettiği için dış dünyadaki aksilikleri buna bağlayabilir. “Ah almak” düşüncesi, böyle anlarda içsel bir açıklama gibi çalışır.
Oysa hayatın iniş çıkışlarını tamamen metafizik bir cezalandırma sistemiyle açıklamak, insanı kendi kontrol alanından uzaklaştırabilir. Sürekli “birinin ahı var üzerimde” düşüncesi, kişinin kendi seçimlerini, hatalarını ve değişim gücünü görmesini de zorlaştırabilir.
Belki de daha dengeli bir yerden bakmak gerekir. Evet, insanlar birbirini incitebilir. Evet, vicdan önemlidir. Ama hayatın her zor anını görünmez bir cezaya bağlamak yerine, “Burada ne öğrenebilirim, neyi değiştirebilirim?” sorusu daha yapıcı olabilir.
Çünkü bazı dönemler “ah” değil, sadece hayatın karmaşıklığıdır. Ve her zorlanma, mutlaka bir bedelin ödenmesi anlamına gelmez; bazen sadece büyümenin kendisidir.
Belki de soruyu biraz değiştirmek gerekiyor:
“Birinin ahını mı aldım?” yerine,
“Bu yaşadığım şey bana reva mı?”