“Bir insana zekâsı kadar kızacaksın, empati seviyesi kadar duygularını göstereceksin, kapasitesi kadar konuşacaksın. Fazlası israftır.”
Bazı insanlar gerçekten anlamaz. Kötü niyetli olduklarından değil; düşünce sınırları oraya kadar uzandığından. Siz bir cümlenin altındaki imayı, suskunluğun içindeki kırgınlığı, bakışın içindeki yorgunluğu görürsünüz; ama karşınızdaki yalnızca kelimeleri duyar. Siz ince düşünürsünüz, o düz bakar. İşte tam burada insan kendini tüketmeye başlar: Anlatmaya devam ederek.
Çünkü herkes aynı derinlikte yaşamıyor. Herkes aynı yerden hissetmiyor. Kimi yalnızca duyar, kimi gerçekten anlar. Aradaki fark ise insanın ömründen gider.
Birine saatlerce kendinizi açıklarsınız. Ses tonunuzu, niyetinizi, kırgınlığınızı… O ise sadece kendi haklılığını savunur. Siz çözülmek isterken o tartışmayı kazanmak ister. Böyle anlarda öfke büyür. Oysa kızdığınız kişinin kapasitesi, sizin beklentinizin çok altındadır. Bir çocuğa yetişkin gibi öfkelenmek ne kadar anlamsızsa, duygusal olgunluğu gelişmemiş birinden yüksek farkındalık beklemek de o kadar yorucudur.
Empati de böyledir. Her insan sizin hissettiğiniz yoğunlukta hissedemez. Siz bir cümleyle kırılırsınız, o aynı cümleyi “şaka” sanır. Siz incelirsiniz, o fark etmez. Çünkü vicdanın da, empatinin de bir çapı vardır. Herkesin kalbi aynı genişlikte değildir.
Bu yüzden bazen susmak, anlatmaktan daha zekicedir. Çünkü bazı insanlar sizi anlamadığı için değil, anlayabilecek kapasiteye sahip olmadığı için yanlış yorumlar. Ve insan en çok burada yorulur: Kendini sürekli tercüme etmek zorunda kaldığında.
Olgunluk biraz da şunu fark etmektir: Herkese ruhunun tamamını açamazsın. Herkes senin kadar derin bakamaz hayata. Bazı insanlarla yüzeyde kalmak gerekir. Çünkü derine indikçe boğulurlar; sizi de aşağı çekerler.
Hayat, enerjiyi doğru yere harcama sanatıdır. Her savaşa girilmez. Her yanlış düzeltilmez. Her insan kazanılmaya çalışılmaz. Çünkü bazen karşındaki insanın kapasitesini kabul etmek, onu değiştirmeye çalışmaktan daha büyük bir huzur getirir.
Ve insan bir gün şunu öğrenir:
Anlaşılmak kadar, kime ne kadar anlatacağını bilmek de bir zekâ biçimidir.