Baba giderse evin direği gider derler.
Bu bir mecaz değil, sessiz bir gerçektir.
Ev hala ayaktadır belki; duvarlar durur, kapılar kapanır, ışıklar yanar…
Ama artık hiçbir şey eskisi gibi tutmaz. Çünkü o direk yalnızca yük taşımazdı; güveni taşırdı, sükuneti taşırdı, ‘’bir şey olursa babam var’’ cümlesinin ağırlığını taşırdı.
Baba, evin en çok konuşanı değildir çoğu zaman.
Ama en çok hissedilenidir.
Onun varlığı, fark edilmeden insanın omuzlarını dikleştirir.
Giderken arkasından sadece bir insan değil, bir çağ kapanır.
Baba giderse saatler başka çalışır.
Akşamlar daha erken kararır, sofralar eksik kurulur.
Annenin sesi biraz daha yorgun çıkar, çocukların büyümesi hızlanır.
Herkes birden ‘’güçlü’’ olmak zorunda kalır.
Baba, çoğu zaman sevgisini yüksek sesle söylemez.
Ama bir bakışıyla, ‘’arkandayım’’ der.
İşte o bakış gidince, insan ilk kez gerçekten yalnız kaldığını anlar.
Baba giderse ev yıkılmaz belki ama…
Artık rüzgâr daha sert eser.
Çatı vardır ama sığınak hissi yoktur.
Ve insan, ömrü boyunca o direğin yerini hiçbir şeyin dolduramadığını bilir.
Çünkü bazı yokluklar boşluk bırakmaz; dengeyi bozar.