Hangi kurum sahiplenecek, hep beraber göreceğiz.
Mekân ÖĞRETMEN EVLERİ MAHALLESİ, BİNEEVLER BÜYÜK POSTAHANESİ ile ERTUĞ SİTELERİ arasındaki ŞEHİT HASAN CİLVEZ sokak…
Türk Telekom’un özel garajı olan bu sokak, Fıstık Parkın oraya kadar her ne hikmetse sanki bu kent belediyelerinin sınırları dışında bir sokakmış gibi elinde faraşı, süpürgesi olan bir görevli bu sokağa girmez.
Neden?
Şu anda bu sokağa elinde faraşı, süpürgesiyle böyle bir görevli gelse; duvar kenarlarından başlayarak süpürmeye başlasa; mübalağasız bir çöp konteynırından fazla sadece duvar kenarlarında birikmiş kuru yaprak çer çöp toplar.
Ancak Türk Telekom’un araçlarının aralarına nasıl girerler, o çerleri çöpleri nasıl toplar süpürürler? O da ayrı bir durum!
Ve ayrıca o sokak sakinleri, çöplerini atabilecekleri bir çöp konteynırı olmadığı için çöplerini nereye atacaklar?
Bu sokağın ortalarına doğru en azından bir çöp konteynırı neden konmaz?
Konamaz çünkü, koyacak yer yok!
Tabii sadece bu kader bu sokağın değil, sokağın ortasından bölünen 11026nolu sokak ta aynı kaderi paylaşıyor.
Ha bir de şu var…
Anne evdeki en küçük çocuğun eline tutuşturur evde birikmiş çöp poşetini: “Hadi şu çöpleri çöpe atta gel” der.
Çocuk elindeki çöp poşetini götürür konteynırın hemen yanına bırakır. Çünkü çocuğun ne boyu konteynırın boyuna yetişin, nede kapağını açacak pedala basarak kapağını açmaya gücü yeter.
Büyükler dahi o pedala basarak konteynırın kapağını açmaya üşenir, çöpü hemen konteynırın yanına bırakırsa; el kadar çocuğa ne demeli?
MİĞDE MESELESİ
Geçtiğimiz Cuma günü öğleden sonra bağlı olduğum sağlık ocağına biten ilaçlarımı yazdırmak ve ilaçlarımı almak için gittim. Dönüşte yolumun uzamasına rağmen yürümüş olmak için aradan geçerek ORDU Caddesine çıktım. Tam “Meteoroloji Otobüs Durağının” hemen yanında epeydir görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Ayaküstü laflarken gözüm bir ara durakta durmakta olan ihtiyar bir adama ilişti. Arkadaşın sözünü keserek “bu adam her halde otobüs bekliyor, inşallah gelen otobüs direk geçip gitmez” derken bir otobüsün yaklaştığını fark ettim.
Ve biz sohbetimize devam ederken durakta bekleyen ihtiyar adamcağız ağzına gelen küfrü savurmaya başladı…
Ne ana-avrat kadı… Ne soy-sülale kaldı küfretmediği…
Dürüstçe çalışan; ekmeğini, çoluk çocuğunun nafakasını helalinden kazanan arkadaşları tenzih ederim.
De…
İşte birde aralarında hepsinin adını kütü eden böyle midesiz, küfürden zevk alanlar olmasa…
Şimdilerde pek nadirde olsa, bindiğim otobüs ya da dolmuş, her ne ise; kartımı basarken kaptana: “Sağ ol, babana rahmet kaptan” diyorum!
Durmasa ne diyeceğim?
En azından durmamaya meyilli birisi ise belki durduğumda dua kazanıyorum der, durur!