İnsan bazen başkasının yaptığı kötülüğün yükünü kendi omuzlarında taşır.
Birinin sevgisizliği yüzünden kendini değersiz sanır.
Birinin ihaneti yüzünden güvenmeyi bırakır.
Birinin hoyratlığı yüzünden kendi kalbini suçlu ilan eder.
Oysa herkes kendi karakterinin temsilcisidir.
Kimsenin eksik vicdanı, senin kusurun değildir.
Hayatta en ağır yanlışlardan biri, başkalarının ayıplarını kendi ruhunda cezaya dönüştürmektir. Çünkü insan zamanla şöyle düşünmeye başlar:
“Demek ki ben yetmedim.”
“Demek ki sorun bendeydi.”
“Demek ki daha iyi olsaydım böyle davranılmazdı.”
Hayır.
Bazı insanlar kırar çünkü kırmayı öğrenmiştir.
Bazıları yalan söyler çünkü hakikatten korkar.
Bazıları sevgiyi taşıyamaz çünkü içinde merhamet büyümemiştir.
Bütün bunların sorumluluğunu kendi kalbine yüklemek, başkasının günahını sırtlanmaktır.
Bir başkasının karakter bozukluğu yüzünden kendini tüketmek…
İşte insanın kendine yaptığı en büyük adaletsizliklerden biri budur. Ne acıdır ki iyi insanlar bunu sık yapar. Empati yetenekleri yüksek olduğu için, kötülüğün bile nedenini kendilerinde ararlar. Karşı tarafın öfkesine mazeret üretir, kırıcı sözlerini açıklamaya çalışır, yapılan haksızlığı normalleştirirler.
Sonra ne olur?
Kendi içlerinde sessiz bir mahkeme kurarlar.
Yargıç da kendileridir, sanık da…
Ve durmadan kendilerini cezalandırırlar.
Oysa olgunluk biraz da şunu anlayabilmektir: Herkesin davranışı, kendi aynasıdır. Sana yapılan her kötülük senin eksikliğini göstermez. Bazen sadece karşı tarafın karanlığını gösterir. Bu yüzden artık kendine şunu söylemelisin:
“Ben elimden gelen iyiliği yaptım. Başkasının vicdansızlığı benim suçum değil.”
İnsan kendini suçlamayı bıraktığında iyileşmeye başlar.
Çünkü bazı yaralar affetmekle değil, yükü sahibine geri vermekle kapanır.
Başkalarının ayıpları için kendini cezalandırma. Sen kimsenin günah keçisi değilsin.