“Ben Böyleyim” Diye Bir Şey Yok

Neşet Ertaş’ın sözleri, bazen uzun uzun anlatmaya çalıştığımız hayat derslerini birkaç cümlede önümüze koyuverir:
“Geçinmeye gönlü olan geçinir. Anlaşmak isteyen orta yolu bulur. Telafi etmek isteyen eder. Önemseyen gösterir. Kısacası; ‘ben böyleyim’ diye bir şey yok, ‘ben sana karşı böyleyim’ diye bir şey var.”
Ne kadar sade, o kadar ağır bir söz… Çünkü insan ilişkilerinde çoğu zaman en kolay sığınağımızdır “Ben böyleyim” demek. “Benim huyum bu.” “Ben kolay kolay özür dilemem.” “Ben sevgimi belli edemem.” “Ben mesaj atmam, aramam.” “Ben sinirlendiğimde böyle konuşurum.” “Ben değişemem.” Peki, gerçekten öyle mi?
Yoksa mesele, karşımızdaki insana ne kadar değer verdiğimizle mi ilgili?
İnsan, sevdiği şey için değişmenin yollarını arar. Önem verdiği insanı kırdığında telafi etmeye çalışır. Birlikte kalmaya gönlü varsa, haklı çıkmaktan önce ortak bir yol bulmayı düşünür. Çünkü isteyen insan bahane değil, yöntem bulur.
Elbette herkesin karakteri, alışkanlıkları, sınırları ve zaafları vardır. Kimse bir başkasının istediği kalıba girmek zorunda değildir. Fakat karakter sahibi olmakla, kendi davranışlarının sorumluluğunu almamak aynı şey değildir. “Ben böyleyim” demek bazen kendimizi tanımaktır. Ama bazen de karşımızdakini incitmeye devam edebilmek için kendimize verdiğimiz bir ruhsattır.
Asıl mesele şurada başlıyor: İnsan herkese aynı mı davranıyor?
Herkese karşı mesafeli olduğunu söyleyen birinin, gerçekten önemsediği bir insanın yanında nasıl değiştiğine hiç dikkat ettiniz mi? “Ben aramam” diyen insanın, özlediği kişiyi aradığını… “Ben özür dilemem” diyen insanın, kaybetmekten korktuğu birinin karşısında gururunu bir kenara bıraktığını… “Ben duygularımı belli edemem” diyen insanın, sevdiği insanın en küçük ihtiyacını bile fark ettiğini…
İşte Neşet Ertaş’ın sözündeki asıl incelik burada. Mesele “ben böyleyim” değil. “Ben sana karşı böyleyim.” Bu cümle, insan ilişkilerindeki bütün sorumluluğu yeniden önümüze koyuyor. Çünkü bir insanın bize nasıl davrandığı, çoğu zaman onun yalnızca karakterini değil, bize verdiği yeri de gösterir. Tabii burada her davranışı sevginin ölçüsü kabul etmek de doğru değil. Her insanın kendi sınırları vardır. Her ilişki de ne kadar istenirse istensin yürümeyebilir. Bazen iki iyi insanın yolları uyuşmaz. Bazen sevgi vardır ama huzur yoktur. Bazen çaba vardır ama sonuç yoktur. Fakat bütün bunlardan önce sorulması gereken bir soru var: “Ben gerçekten istiyor muyum?” Çünkü isteyen insan konuşur. Anlaşılmak isteyen önce anlamaya çalışır. Birlikte yürümek isteyen, yolun yalnızca kendi istediği yere çıkmasını beklemez. Kırdığı insanı kaybetmek istemeyen, “ama ben böyleyim” deyip kenara çekilmez; “Seni kırdım, bunu nasıl düzeltebilirim?” diye sorar. İlişkileri tüketen çoğu zaman büyük kavgalar değildir zaten. Küçük ihmallerin sürekli tekrarlanmasıdır.
Oysa insan, gerçekten değer verdiği yerde biraz daha dikkatli olur. Biraz daha sabırlı. Biraz daha anlayışlı. Biraz daha fedakâr. Sevgi, davranışa dönüşmediğinde eksik kalır. Kısaca, geçinmeye gönlü olan geçinir. Çünkü gönül varsa yol aranır.