BİR FIKRA

Yılbaşı nedeniyle bir araya gelen doktorlar, akıl hastanelerinde akıllanan delileri dışarı çıkarma kararı alırlar. Bu nedenle bütün hastaneleri dolaşmaya başlarlar. Tüm hastaneler gezilir, ancak akıllanan hiçbir hasta bulunamaz.

           Son bir hastane kalmıştır. Hastane kapısından girdiklerinde bütün hastaların zıpladıklarını görüce yetkililere sorarlar:

-       “Bunlar neden zıplıyorlar”

Yetkili:

-       Kendilerini darı patlağı sanıyorlar da ondan.

    Ancak biri vardır yatağına sıkı sıkıya sarılmış, hiç kımıldamadan durmaktadır.

    Akıllanmıştır umuduyla hastaya yaklaşan doktorlar:

-       “Sen neden zıplamıyorsun” diye sorarlar.

Hasta:

-       “Ben tavaya yapıştım” der.

Buna benzer bir fıkra daha biliyorum:

            Vergileri artıran padişah, halkın tepkisini ölçmek için, vezirini tebdili kıyafetle halkın arasına gönderir. Vezir saraya döndüğünde:

“Halkım nasıl, tepkilimi, tepkisiz mi” diye sorar.

Vezir:

-       Halk perişan, padişahım, öyle sessiz ki, ellerinde bir çöp, yeri eşeleyip duruyorlar, der.

            Padişah bir vergi daha atar halkın sırtına… Bir, bir daha derken, yine veziri halkın tepkisini ölçmek için, tebdili kıyafet halkın içine gönderir.

           Bu sefer halk oynamaya başlamıştır. Vezir mutlu bir şekilde saraya döner, olanları anlatmaya başlar.

           “Tamam” der padişah. Demek ki patlama noktasındalar.

           Tavaya yapışmak mı daha kötü, oynamak mı anlayamadım. Her gün gazete sayfalarındaki haberleri okurken ya tavaya yapışırım da utancımdan olsa gerek, oynayamam. “Ne hale geldik”  demeye dilim de varmaz.

           Biz böyle bir millet miyiz anlayamıyorum. Otuz yıldır, hemen, hemen her hafta bir şehit haberleriyle karşılaşırız da “gık” diyemeyiz. Baştakiler, ne çare üretir, ne engel olmaya çalışır.

            Medyada haberler hep aynı tonda sunulur:

           “Açılan ilk ateşte şu kadar güvenlik gücü ya şehit olmuştur, ya da yaralanmıştır.

            Her zaman ilk ateşi açan onlar olmuştur.

            Nedense, biz hiç ateş açamayız, ilk ateşte onlardan birini, ya da bir kaçını yaralayamayız.

            “Onlar” demeye de dilim varmaz…

            Onlar kim, biz kim…

           Sizi bilmiyorum ama Hükümetin açılımları, Komşularımızla sıfır problemler, İşsizlik,  yoksulluk, yolsuzluk, iç ve dış politikalarımız, Zamlar, işçi ve memur maaşları özelleştirmeler, meclisler, hükümetler, muhalefetler, tepkisiz Türk ve Kürt halkları gibi Türkiye’mizde yaşanan bütün olayların fıkralara benzediğini düşünmeye başladım.