Son bir haftaya dönüp baktığımızda yine ilk sırada ekonomi vardı. Peş peşe gelen akaryakıt zamları, yalnızca benzin istasyonlarının tabelalarını değiştirmedi; pazardaki domatesi, fırındaki ekmeği, minibüs ücretini, çiftçinin maliyetini, esnafın rafını da değiştirdi. Çünkü bu ülkede mazota gelen her zam, sonunda sofradaki ekmeğe kadar uzanıyor.
Emekliye maaş artışı açıklandı. Ancak daha maaş cebe girmeden zamlar kapıyı çaldı. Milyonlarca emekli yine ay sonunu değil, ayın ortasını nasıl getireceğini düşünmeye başladı. İşte tam bu noktada eski AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar'ın yaptığı açıklamalar dikkat çekti. İktidarın içinden gelen bu uyarılar, ekonomide yaşanan sıkıntının artık siyasi görüşlerin ötesinde ortak bir gerçek hâline geldiğini gösteriyordu.
Diğer yandan bir AK Parti milletvekilinin emekli maaşlarıyla ilgili sözleri kamuoyunda geniş tepki topladı. Çünkü açlık sınırını, yoksulluk sınırını rakamlarla anlatabilirsiniz; ama pazarda cebindeki son parayı sayan emeklinin yaşadığı çaresizliği hiçbir istatistik anlatamaz.
Haftanın bir başka gündemi ise AHBAP ve Haluk Levent üzerinden yürüyen tartışmalar oldu. Sosyal medya mahkemeleri yine herkesten önce karar vermeye çalıştı. Oysa hukuk, beğenilere göre değil, delillere göre işler. Aynı günlerde uyuşturucu soruşturmalarında gözaltına alınan bazı ünlü isimler ise toplumda ayrı bir hayal kırıklığı oluşturdu. Gençlerin örnek aldığı insanların bu tür haberlerle gündeme gelmesi, aslında yalnızca adli değil, aynı zamanda sosyal bir alarmdır.
Sporun da kaderi değişmedi. Şike soruşturmaları kapsamında kulüp yöneticilerinin gözaltına alınması, yıllardır "temiz futbol" söylemlerinin neden bir türlü karşılık bulamadığını yeniden sorgulattı. Futbol, milyonların ortak sevdasıdır. O sevdayı kirleten her iddia, sadece kulüpleri değil, toplumun spora olan güvenini de yaralar.
Deprem bölgesi ise her zamanki gibi sessizdi... Ama o sessizliğin içinde binlerce yarım kalan hayat vardı. Hâlâ anahtar bekleyen aileler, hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi veren insanlar... Gündem değişiyor ama onların bekleyişi değişmiyor.
Bu hafta sınırlarımızın dışında yaşanan bir gelişme de dikkat çekiciydi. Fransa'daki Paris Temyiz Mahkemesi, Türkiye'nin Irak petrol ihracatıyla ilgili uluslararası tahkim kararına yaptığı itirazı reddetti. Yaklaşık 1 milyar 470 milyon dolarlık tazminat yükümlülüğü yeniden Türkiye'nin önüne geldi. Milyar dolarlık bu karar, zaten ekonomik yük altında ezilen bir ülke için sıradan bir haber değildi.
Siyasetin cephesine baktığımızda ise tablo farklı değildi. İktidar ekonomi eleştirileriyle karşı karşıya kalırken, ana muhalefet partisi CHP de kendi iç tartışmalarıyla gündemdeydi. Kurultay süreci, mahkemeye taşınan iddialar ve parti içindeki görüş ayrılıkları, toplumun gözünü çevirdiği muhalefetin enerjisini iç hesaplaşmalara harcadığı eleştirilerine neden oldu. Oysa vatandaş, iktidarın da muhalefetin de birbirleriyle veya kendi içlerinde mücadele etmesini değil; kendi sorunlarına çözüm üretmesini bekliyor.
Bütün bunlar yalnızca bir haftada yaşandı.
Bir tarafta zamlar... Bir tarafta emekli... Bir tarafta uyuşturucu operasyonları... Bir tarafta şike soruşturmaları... Bir tarafta siyasi krizler... Bir tarafta milyarlarca dolarlık uluslararası davalar... Bir tarafta deprem gerçeği...
Ve bütün bunların tam ortasında yine aynı insan duruyor: Sabah işe giderken deposunu doldurmaya çalışan vatandaş... Pazarda etiketlere bakıp sessizce geri dönen emekli... Çocuğunun geleceği için kaygılanan anne-baba... Evine kavuşacağı günü bekleyen depremzede...
Türkiye'nin sorunu gündeminin yoğunluğu değil, sorunlarının kalıcı hâle gelmesidir. Her yeni olay, bir öncekini unutturuyor. Ama hiçbir sorun gerçekten ortadan kalkmıyor.
Bir ülke, her gün yeni tartışmalar üreterek değil; eski sorunlarını çözerek büyür.
Çünkü tarih; çok konuşanları değil, zor zamanlarda milletinin yükünü hafifletenleri yazar. Ve bu millet artık yeni gündemler değil, yeni umutlar bekliyor.