İnsanın içine ilkbaharla gelen kıpırtı, yaz mevsiminde dalga dalga büyür.
El eder güneş.
Her yer dar gelir, evden dışarıya atmak ister kendini. Olanakları dâhilinde de tatil düşler.
Kimilerinin tatil düşü denizdir, kumdur, güneştir. Kimilerinin ise dağlardır; püfür püfür esen çam yelleridir, soğuk suya ayak sokmaktır. Dağ-bayır kırlarda dolaşmıştır. Yeşilin her tonuyla kucaklaşmak, çıra koklamaktır. Ama her düş illaki güneşlidir.
Bir yıl boyunca koşturmak, bireysel ve toplumsal sorunlarla baş etmeye çalışmak bedeni nasıl yoruyor ise ruhu da öyle yoruyor. Beden bir şekilde dinlendirilirken, ruh dinlendirilemiyor ve ruhun bu yorgunluk ile bir yanı hep gedik kalıyor. Kişilerdeki tatil özlemlerini oluşturan da ruh yorgunluğunu gidermektir.
İnsan nereye giderse gitsin, ruhunu ve yüreğini yanında götürür. Yani sorunlar, dertler ve sevinçler kişinin görünmeyen yükleridir.
Tatilde bu yüklerden kurtuluş var mıdır?
Kişi içinde bulunduğu durumu sakince analiz edebilirse, bireysel sorunlarını bitire bilir ya da hafifletir. Tabii ki toplumsal sorunları kişilerin tek başına çözebilmeleri mümkün değildir. Yinede sağlıklı düşünme olanağı oluşturulabilir. Kim bilir?
Ben de bu haftadan başlayarak, süresini belirlemediğim tatile çıkacağım.
Püfür püfür esen dağların, çam ağaçlarının yanında olacağım.
Memleketimde, Taşkent’te yani Orta Toros Dağlarının 1650 rakımlı bir köşesinde olacağım. Onlarla bir yıllık hasretimi gidereceğim.
Amma ruhum dinlenir mi, dinlenmez mi, bunu bilmiyorum.
/
Tatil süresince sizlere yazamayacağım. Zira orada internetim olmayacak. Çok çok gerekli olmadıkça internete bağlanma yolları da aramayacağım.
Ayrılığımız süresinde siz sevgili okurlarıma, huzurla ve sağlıkla günlerinizi geçirmenizi diliyorum.
Sevgiyle, sağlıcakla…