Bizi Kimler Yönetiyor?

Bizi kimler yönetiyor, ülkeyi kimlere emanet ettik? Toplum olarak ekonomiden şikâyet ediyoruz. Yozlaşmadan, adaletsizlikten, ortaöğretime kadar inen madde bağımlılığından, sahtekârlıklardan, mafyalaşmadan yakınıyoruz. İktidardan da muhalefetten de bir umut bekliyoruz.

Her seçim öncesi aynı cümleleri kuruyor, aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz.
Seçimler yaklaştığında birileri aşiretine, birileri dayısına, birileri parasına güvenerek meydana çıkıyor. Biz de millet olarak çok farklı davranmıyoruz. Kimin kürkü kalınsa, kimin arkası kalabalıksa, kimin sözü daha cafcaflıysa ona yöneliyoruz. Seçilenler de nabza göre şerbet vermeyi iyi biliyor. Kimi “Allah, Muhammed” diyerek dini duygulara sesleniyor, kimi “vatan, millet, Sakarya” diyerek hamasete sarılıyor, kimi de Atatürk’ün adını anarak kendine pay çıkarıyor. Sonra koltuğa oturuyorlar ve geçen beş yılın sonunda yine bedel ödeyen millet oluyor.
Şikâyet ediyoruz ama değiştirmiyoruz. Çünkü bir yanımız hâlâ “Padişahım çok yaşa” zihniyetinden kopamıyor. Kanımıza işlemiş bir kulluk psikolojisi var. “Çark bir kez bozuldu, kim düzeltecek?” deyip ya da küçük çıkarlarımızın peşine düşüp yine aynı anlayışlara oy verebiliyoruz. A partisi, B partisi, C partisi… İsimler değişiyor, sonuç değişmiyor.
Oysa mesele post değil, içindekidir. Kişiye, soyuna, zenginliğine değil; liyakatine, ahlakına ve adalet anlayışına oy versek soyguncular bu ülkeyi yönetemez. Dini istismar edenlere değil, Kur’an-ı Kerim’deki “Adaletli olun” emrini gerçekten hayatına geçirenlere destek versek kimse dini maske yapamaz. “Sizi Allah ile aldatmasınlar” uyarısını hatırlasak, inancımız üzerinden siyaset yapanlara prim vermeyiz.
Milliyetçiliğin yalnızca “vatan, millet, Sakarya” sözlerinden ibaret olmadığını bilsek; bıyık uzatıp beline silah takanı, kabadayılığı milliyetçilik sanmayız. Gerçek milliyetçiliğin hukuku, üretimi, bilimi ve toplumsal huzuru savunmak olduğunu anlarız.
Atatürkçülüğü gerçekten kavrasak, yakasına rozet takmanın ya da bir sofrada fotoğraf vermenin yeterli olmadığını biliriz. Sorulması gereken soru şudur: Atatürk’ün emaneti olan Cumhuriyet’e ve onun temel ilkelerine ne kadar sahip çıkılıyor? Hukuk devleti, laiklik, bilimsel eğitim ve çağdaşlık için ne yapılıyor?
Dün il meclisinde yaşananlar, bugün ülkede yaşananların küçük bir yansıması değil mi? Eğer kime, neye ve neden oy verdiğimizi bilsek; bizi kimin temsil ettiğini, ülkeyi kimin yönettiğini de daha net görürüz.

Demokrasi sadece sandığa gitmek değildir. Demokrasi, bilinçli tercih yapmaktır. Şikâyet etmek kolaydır; sorgulamak ve doğruyu seçmek zordur. Ama değişim ancak o zoru başardığımızda mümkün olacaktır.