BORÇ ÇEVİRMEYE DAYALI KIRILGAN BİR YAŞAM BİÇİMİ

Günümüz ekonomilerinde borç, artık yalnızca yatırım yapmak, büyük ölçekli harcamaları finanse etmek ya da beklenmedik giderleri karşılamak için başvurulan bir araç değil; giderek daha geniş kesimlerin günlük hayatını sürdürmesinin temel direğine dönüşmüş durumda. Gelirin gideri karşılamaya yetmediği, fiyat artışlarının hane bütçesini sıkıştırdığı ve satın alma gücünün zayıfladığı bir ortamda bireyler, ay sonunu getirebilmek için borçlanmayı bir alışkanlığa, hatta bir yaşam biçimine dönüştürüyor. Ancak bu yaşam biçiminin kırılgan bir zemine oturduğu gerçeği, çoğu zaman tüketicinin fark edemediği kadar derinde büyüyor.

Borçlanmanın Normalleşmesi ve Psikolojik Eşiğin Aşılması

Son yıllarda kredi kartı kullanımı, ihtiyaç kredileri ve çeşitli taksitli tüketim araçları hızlı bir şekilde yaygınlaştı. Bu süreç, borçlanmayı toplum nazarında “olağan” hale getirirken, bireylerin finansal farkındalığını da geriye itti. Artık birçok kişi, harcama kararını cebindeki nakde göre değil, kredi kartının limitine göre veriyor. Bu durum, borcun bir finansman aracı olmaktan çıkıp, harcamanın doğal tamamlayıcısı haline gelmesine neden oluyor.

Kredi kartı ekstresinin her ay düzenli olarak “çevrilmesi” –yani borcun tam ödenmeyip sadece asgarinin ödenmesi– tüketicilerin büyük bölümünde kalıcı bir davranış haline geldi. Bu davranış biçimi, kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede faiz yükünün katlanmasıyla finansal bir tutsaklığa dönüşüyor. Borcun borçla çevrilmesi, kırılgan yaşamın temel yapı taşı haline geliyor.

Gelir Dalgalanmalarının Kırılganlığı Artırması

Ekonomik belirsizlik, özellikle sabit gelirli veya düzensiz gelirli çalışanlar için borç çevrim mekanizmasını daha da riskli hale getiriyor. Gelir artmadığı veya istikrarsız olduğu koşullarda tüketiciler, her yeni ayı, bir önceki aya göre daha yüksek borçla karşılıyor. Bu durum, kart borçlarının, tüketici kredilerinin veya bireysel finansman ihtiyaçlarının birikerek “borç spirali” oluşturmasına neden oluyor.

Hane halkının borç yükü arttıkça, beklenmeyen harcamalar –sağlık giderleri, araç tamiri, kira artışı gibi– bütçeyi daha fazla zorluyor. Böylece borçlanma, bir tercih olmaktan çıkıp, kaçınılmaz bir zorunluluk haline geliyor. Bu, kırılgan yaşam biçiminin ekonomik temellerini oluşturan en kritik noktalardan biridir.

Gelir–Faiz İkilemi: Görünmeyen Baskı

Borç çevirmeye dayalı yaşam biçiminde en belirleyici unsurlardan biri, faiz oranlarının seyridir. Faizlerde yaşanan her artış, kredi kartı borçlarının ve kredilerin maliyetini katlıyor. Bu da bireylerin halihazırdaki borcu kapatmasını zorlaştırırken, yeni borçlanmayı daha tehlikeli hale getiriyor.

Borçlanmanın maliyeti arttıkça hane halkı, tüketimini daha çok kısmak zorunda kalıyor. Ancak gıda, kira, ulaşım gibi temel kalemlerde tasarrufun sınırlı olması, bu kesintilerin genellikle eğlence, eğitim ve dayanıklı tüketim gibi alanlara kaymasına yol açıyor. Böylece bireylerin yaşam kalitesi, sessiz ve sürekli bir biçimde geriliyor.

Finansal Kırılganlık Sadece Ekonomik Değil, Sosyal Bir Sorun

Borç çevirmeye dayalı yaşam, yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal refahı etkileyen önemli bir dinamik. Sürekli borç baskısı altında yaşayan bireylerde stres, kaygı ve tükenmişlik belirtileri daha sık görülüyor. Finansal baskılar, aile içi ilişkileri zorluyor, gelecek beklentilerini köreltiyor ve bireylerin sosyal hayata katılımını sınırlıyor.
Ekonomik kırılganlık arttıkça toplumun geniş kesimlerinde sosyal kırılganlık da derinleşiyor. Bu durum, gelir adaletsizliğini ve fırsat eşitsizliğini daha görünür hale getiriyor. Borç yükünü taşıyan birey, yalnızca bugünün borcunu değil, geleceğinin belirsizliğini de sırtında taşıyor.

Borç Sarmalından Çıkış Mümkün mü?

Kırılgan yaşam biçiminden çıkmak hem bireysel hem de kamusal düzeyde atılacak adımlarla mümkün olabilir. Bireysel ölçekte finansal farkındalığın artırılması —gelir-gider planlaması, acil durum birikimi, borç yönetimi teknikleri— kritik öneme sahiptir. Harcama alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ve borcun psikolojik etkilerinin farkına varılması, kırılganlığı azaltan ilk adımdır.

Kamusal ölçekte ise finansal okuryazarlığın yaygınlaştırılması, tüketiciyi yüksek maliyetli borçlanmadan korunmaya yönelik düzenlemeler ve gelir artırıcı politikalar, borç temelli yaşam biçiminin dengelenmesi açısından gereklidir. Ayrıca fiyat istikrarını sağlayan makroekonomik ortamın güçlendirilmesi, borç sarmalının yapısal olarak zayıflamasını sağlar.

Sonuç: Ekonomik Dayanıklılığı Güçlendirme Zamanı

Borç çevirmeye dayalı kırılgan yaşam biçimi, bireylerin sessizce taşıdığı ama toplumun geneline yayılan bir kırılganlık hattıdır. Bu hat, ekonomik dalgalanmalar karşısında derin çatlaklar oluşturabilecek kadar kırılgandır. Bu nedenle borçlanmanın bir “yaşam standardı tamamlama aracı” değil, dikkatli yönetilmesi gereken bir risk olduğu gerçeği hem bireyler hem de politika yapıcılar tarafından daha net görülmelidir.

Kısacası, sürdürülebilir bir yaşam için borçlanmanın değil, gelir-gider dengesinin ve finansal dayanıklılığın merkezde olduğu yeni bir ekonomik bilinç geliştirilmelidir. Borç çevriminin üzerine kurulu bir yaşam, ancak gerçekçi politikalar ve bilinçli bireysel tercihlerle kırılganlıktan çıkıp güvenli bir zemine taşınabilir.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar