EY Sünni vatandaş – bende dâhil – herkes Sünni olmak mecburiyetinde mi?
Yani ben Sünni’yim herkeste Sünni mi olmalı?
Yok, böyle bir şey.
***
Şapkalarımızı önümüze koyup düşünmemizin vakti çoktan geçti.
***
Günümüz akil insanları CEMEVLER’NİN ibadethane olamayacağında ısrar ediyorlar.
Neden, acaba o insanların Sünni olmadıkları mı? Bırakın insanlar istedikleri yerde, diledikleri şekilde ibadetlerini yapsınlar.
Ama olmuyor değil mi? içimizde çöreklenmiş “mezhep ayrımcılığı” içimizi yakıp kavuruyor. Bunu kamufle etmek içinde seksen küsur yıl önceki ve o zamanın icaplarına göre yapılmış kanunları esas alıyoruz.
Ve KANUNİ ENGEL diyoruz.
Ancak göz ardı edilmemesi gereken gerçekler de var ki; bu gerçekleri günümüz akil insanları bunların neler olduğunu bizden iyi biliyor olmaları gerekiyor.
Ama her nedense bu gerçekleri dile getirmiyorlar.
Dayandıkları:
30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanun…
Kanun diyor ki: Camilerden başka bütün ibadet yerleri ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik. Bu ve buna benzer kurum ve unvanlar yasaklanmıştır.
Çünkü: bu sayılan şeyler zamanın hükmüne göre taassubu simgeleyen; muasır medeniyeti yakalama yolundaki mânialardı.
Bu gün böylemi ya? Hayır! Herkes yolunu çizmiş gönlünden geçenleri mecrasına oturtmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk zamanın gereklerini göz önüne alarak ülkedeki patrikhaneleri, hatta kiliseleri dahi kaldırmayı düşünmüş, ancak karşısına LOZAN ANLAŞMASI’NIN çıkması üzerine bu kararından vazgeçmişti.
***
Bütün bunlar neden yasaklanmıştı? Ülkede oluşturulması düşünülen muasır medeniyetini yakalama fikrinin halkın kafasına iyi yerleşmesi içindi.
Halk taassup zulmünden yeni kurtulmuştu. Tamamen unutulması içinde yasaklanması gerekiyordu. Yoksa bu yollardan çıkar sağlayan insanlar yine boş durmayacaklardı.
Bunu günümüz akil insanları bilmiyorlar da mı bu gün yeni yeni ahkâmlar çıkıyorlar?
***
Bu gün bu ülkede kiliselerde var, havralarda var, patrikhanelerde var…
Buna karşılık Müslüman bir ülke olarak da;
Çok şükür ülkemizin en ücra köşelerin de dahi, büyük - küçük, bir tane veya çok camilerimiz var.
Bırakalım CEMEVLERİ’ de olsun. İnananlar da inançları doğrultusunda ibadetlerini yapsınlar.
Bunun kime ne zararı var?
Üç oy uğruna uğraşmaktan vazgeçelim. Bırakalım bu insanların yakalarını. Herkes dilediğince, gönlünce ibadetlerini yapsınlar.
Peki, bu insanlara, biz CEMEVİ diye bir ibadethane tanımıyoruz dedikte, ne oldu? Camilerimiz bu insanlarla dolup dolup taştı mı?
Bu insanlar ibadetlerini yapmıyorlar mı? Gizli, saklı da olsa inandıkları şekilde ve ortamda ibadetlerini yapıyorlar, yapacaklarda.
Ülkemizde 1925’li yılların yalan dolan, taassup ortamı bu gün bu ülkede yok…