Güven, kürsülerden verilen nutuklardan büyümez.
Yüksek sesle edilen yeminleri, uzun mesajları, abartılı vaatleri sevmez.
Güven daha çok alçak seslidir. Görünmezdir çoğu zaman ama hissedilir.
Birinin ‘’Ben buradayım’’ demesi yetmez. Asıl mesele, gerçekten orada olup olmadığıdır.
Zor bir anda… Canın sıkıldığında… Beklemediğin bir günde.
Güven; saatinde atılan mesajdır, unutulmayan küçük bir detaydır, verilen sözün bahanesiz tutulmasıdır. Büyük cümleler kolaydır. İnsan isterse her şeyi söyler.
Ama küçük davranışlar karakter ister.
Çünkü tekrar eder. Çünkü istikrar ister.
Bugün söylediğini yarın inkâr etmemek, ‘’Bakacağız’’ deyip kaybolmamak, susarak cezalandırmamak, varlığını bir lütuf gibi sunmamak…
İşte güven tam olarak burada başlar.
Bir insanın sana nasıl hissettirdiği, sana ne vaat ettiğinden daha gerçektir.
Güven; ‘’merak etme’’ denildiğinde gerçekten merak etmeme halidir.
Telefonun sessizliğinde bile kalbinin sakin kalmasıdır.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Güven, birini sürekli kontrol etme ihtiyacı duymamaktır.
Çünkü içten içe bilirsin: O zaten tutarlıdır.
Artık çoğumuz büyük laflardan yorulduk.
‘’Ben farklıyım’’ diyenlerden, ‘’Beni yanlış anladın’’larla dolu hikâyelerden, söz verip kaybolanlardan…
Şimdi daha sade bir şey istiyoruz.
Daha az konuşan ama daha çok yapan insanları.
Az ama net.
Sessiz ama sağlam.
Çünkü güven; yüksekten atılan sözlerle değil, aynı yerde tekrar tekrar duran ayak izleriyle kurulur.