BÜYÜK TÜRKİYE Mİ, BÜYÜK ALDATMACA MI

Son yıllarda ülke gündemi, “Büyük Türkiye” söylemiyle süslenmiş, parlak vaatlerin ardına gizlenen bir kimlik mühendisliği projesine dönüşmüştür. Milletin birliği, ortak kimliği ve tarihsel bilinci üzerinden yükselmesi gereken bir devlet, adım adım etnik kimliklere, mezheplere ve ayrıştırıcı tanımlara teslim edilmiştir. Bugün devletin en üst kademelerinde dillendirilen “temsilde çeşitlilik” masalı, aslında toplumun damarlarına işleyen derin bir bölünmenin adı olmuştur.

Birileri, milletin ortak paydasını bozmak için “her kesimden bir parça” söylemini parlatırken, farkında olmadan —ya da bilerek— Türkiye’nin birliğini zedelemektedir. Yıllardır “birlikte yaşama iradesi” diyerek süslenen politikaların arka planında, aslında ülkeyi bir Iraklaştırma ve Suriyeleştirme süreci işlemektedir. Etnik kimliklerin, mezheplerin, aidiyetlerin siyasi temsile malzeme edilmesi; devleti yönetmekten çok, devleti çözmektir.

Bugün iktidar çevreleri, “Büyük Türkiye” diyerek halkın duygularını okşarken, aslında büyük bir aldanışın perdesini aralıyor. Çünkü büyük ülke, tabelalarda büyüyen; unvanlarla, koltuk paylaşımlarıyla büyüyen değil; adaletle, liyakatle ve ortak değerlerle büyüyen ülkedir. “Kürt Cumhurbaşkanı Yardımcısı”, “Alevi Cumhurbaşkanı Yardımcısı” gibi tanımlamalar, bir ülkenin güçlendiğini değil; kimlik temelli zeminlerde sarsıldığını gösterir. Gerçek bir devlet, vatandaşını aidiyetiyle değil, yeteneğiyle ölçer.

Tarih boyunca bu topraklarda devletler, dışarıdan değil içeriden yıkılmıştır. Roma’nın, Osmanlı’nın ve nice medeniyetin çöküşünde ortak bir sebep vardır: kimlik siyasetiyle bölünen halk, liyakatsiz kadrolarla çöken devlet. Bugün Türkiye de aynı yolun başında durmaktadır. Eğer millet bu gidişatı fark etmezse, bugünün sessizliği yarının fırtınası olacaktır.

OLUMLU YANLAR

⦁ Toplumun farklı kesimlerinin yönetimde temsil edilmesi, demokratik bir görünüm kazandırabilir.
⦁ Kültürel çeşitlilik, doğru yönetilirse, zenginlik unsuru haline gelir.
⦁ Kimliklerin tanınması, sosyal barışa katkı sağlayabilir; ancak bu, eşit yurttaşlık ilkesiyle sınırlandığında anlamlıdır.
⦁ “Büyük Türkiye” ideali, ekonomik, askeri ve kültürel gücü birleştiren bir vizyonla anlam bulabilir.

OLUMSUZ YANLAR

⦁ Etnik veya mezhepsel kimliklerin yönetim kademelerine göre paylaştırılması, devleti ortak bir kimlikten uzaklaştırır.
⦁ Temsilde “denklik” arayışı, liyakat ilkesini yok eder.
⦁ “Büyük Türkiye” söylemi, içi boş bir propaganda aracına dönüşürse, halkın umutlarını istismar eder.
⦁ Millî kimlik yerine grup kimliği öne çıkarsa, milletin birliği sarsılır, sosyal çatışmaların önü açılır.
⦁ Bu tür politikalar, dış güçlerin bölme stratejilerine zemin hazırlar; devletin bütünlüğü, uzun vadede tehlikeye girer.

SONUÇ

Gerçek büyüklük, kavramlarda değil, karakterdedir. Devletin büyüklüğü, sınırlarının genişliğiyle değil; adaletin, liyakatin ve toplumsal huzurun derinliğiyle ölçülür. Bugün “Büyük Türkiye” diyerek, halkın gözüne umut perdesi çekmeye çalışanlar, aslında milletin birliğini sessizce çözmektedir.
Eğer bir ülke, kimlik temsiliyle yönetilirse; yarın o ülke kimlik kavgalarıyla yıkılır. Oysa bu toprakların kaderini belirleyecek tek gerçek, “Türk milleti” çatısı altında herkesin hakkının, hukukunun ve onurunun korunmasıdır. Büyük Türkiye, ancak herkesin eşit ama kimsenin ayrıcalıklı olmadığı bir düzenle mümkündür.

OKUYUCUYA SORULAR

⦁ Sizce bir ülkenin büyüklüğü, kimlik çeşitliliğiyle mi yoksa ortak kimlikle mi ölçülür?
⦁ “Büyük Türkiye” söylemi, gerçekten bir kalkınma vizyonu mudur, yoksa toplumsal duygulara oynayan bir siyasi araç mı?
⦁ Etnik ve mezhepsel temsillerin devlet yönetimine yansıması, uzun vadede birliği mi güçlendirir, yoksa çözer mi?
⦁ Liyakat ilkesi zedelenirse, güçlü bir ekonomi ve adalet düzeni kurulabilir mi?
⦁ Bugünün sessizliğini, yarının yıkımı olmaktan nasıl koruyabiliriz?