Büyükşehir Belediyesi Meclis Toplantısından Psikolojik Bir Okuma

Bugün Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısını izledim. Karar başlıklarından çok, meclisteki temsil biçimleri, konuşma dilleri ve ortaya çıkan psikolojik atmosfer dikkatimi çekti. Bu yazı, tamamen kişisel gözlemlerime dayanmaktadır.

Toplantının en dikkat çekici gündemlerinden biri, Gaziantep ile Suriye’nin Halep kenti arasındaki kardeş şehir ilişkileri kapsamında beş otobüsün tahsis edilmesine yönelik talepti. CHP Meclis Üyesi Yılmaz Güler, bu başlık altında Gaziantep’in ve ilçelerinin yaşadığı ulaşım sorunlarını sakin, açıklayıcı ve anlaşılır bir dille dile getirdi. Özellikle işe ve okula giden vatandaşların yaşadığı mağduriyetlere, kırsal bölgelerde tek seferlik otobüslerin kaçırılması hâlinde günlük hayatın nasıl aksadığına değinmesi dikkat çekiciydi.

Burada öne çıkan önemli bir detay, söz konusu araçların 2018 model, yani hâlihazırda eski sayılabilecek araçlar olduğunun vurgulanmasıydı. Asıl mesele ise yalnızca araçların yaşı değil; bu araçların maliyetine, ayrılan bütçeye ve neden bu önceliğin Gaziantep yerine kardeş şehir ilişkileri kapsamında başka bir kente verildiğine dair yeterince net bilgi paylaşılmamasıydı. Yerel yönetimlerin dayanışma ve kardeşlik ilişkileri kurması elbette kıymetlidir. Ancak psikolojik açıdan belirleyici olan, bu dayanışmanın hangi ihtiyaçların önüne geçtiği ve vatandaşa nasıl anlatıldığıdır. Kendi kentinde hâlâ temel ulaşım sorunları yaşayan bir yurttaş için bu tür adımlar, iyi niyetli olsa bile, “önce ben görülüyor muyum?” sorusunu beraberinde getirir. Bu nedenle konunun komisyona taşınması talebi son derece olağan ve yerindeydi.
Toplantının ilerleyen bölümünde GES projesine ilişkin tartışmalar gündeme geldi. Yeniden Refah Partisi Meclis Üyesi İ. Halil Arslan’ın, CHP Milletvekili Melih Meriç ve Gaziantep İl Başkanı Vakkas Acar’ı hedef alan açıklamalarının ardından mecliste tansiyon belirgin biçimde yükseldi. Bu noktada CHP Meclis Üyesi Hasan Şencan’ın konuşma tarzı dikkat çekti. Dili sert, üslubu kırıcı ve zaman zaman kendini merkeze alan bir tutum sergilemesi; konuşma sırasında yer yer alaycı gülümsemeler ve muhataplarını hafife alan beden diliyle birlikte, tartışmanın içeriğinden çok yarattığı gürültünün öne çıkmasına neden oldu. Bu tavır, mecliste sağlıklı bir müzakere zemininin hızla zayıflamasına ve ortamın gereksiz bir gerilimle dolmasına yol açtı.

Oysa meclisler, fikir ayrılıklarının çatışarak değil, dinlenerek ve anlaşılmaya çalışılarak ele alınması gereken alanlardır. Üslubun sertleştiği, alayın ve küçümsemenin devreye girdiği noktada, ne sorunlar netleşir ne de kamu yararı güçlenir.

Bu gerilimli atmosfer içinde CHP Meclis Üyesi Fadime Sayın’ın tutumu ise dikkat çekici biçimde ayrışıyordu. Sakin, yapıcı ve kriz yönetebilen yaklaşımı; özellikle hayvancılıkla ilgili gündem maddelerinde net, yerinde ve kamu yararını önceleyen sorular sorması, mecliste aydınlatıcı bir rol üstlendiğini gösterdi. Temsiliyeti,

profesyonel ve olgun bir duruş sergiliyordu.
Meclis Başkanı Halil Uğur’un toplantı yönetimi genel olarak dengeliydi. Özellikle 6 Şubat depremlerini meclis açılışında anması ve dua istemesi, aradan zaman geçmiş olsa da o günün anlamının unutulmadığını göstermesi açısından önemliydi. Sorulan sorulara rakamlarla ve hızlı cevaplar vermeye çalışması, sürece hâkimiyetini ortaya koydu. Elbette bazı başlıklarda, özellikle CHP’li üyelerin talep ettiği somut cevapların yeterince netleşmediği anlar oldu; ancak bu soruların ısrarla takip edilmesi, temsil sorumluluğu açısından kıymetliydi.

Genel olarak toplantı, Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin yalnızca karar alan bir yapı olmadığını; aynı zamanda nasıl konuştuğuyla, nasıl dinlediğiyle ve hangi öncelikleri öncelediğiyle topluma mesaj verdiğini bir kez daha gösterdi. Psikolojik açıdan bakıldığında, mecliste eksik olan şey teknik bilgi değil; daha fazla sakinlik, daha fazla karşılıklı duyma ve daha fazla ciddiyet duygusuydu. Çünkü halk, kendisi adına konuşanlardan önce çözüm bekler; ama hemen ardından, saygı, tutarlılık ve insani bir temas arar.