ÇATIK KAŞLAR

 

Tatlı dil, güler yüz yalnız fıkralarda kaldı. Etrafınıza şöyle bir bakınız, ne kadar zengin varsa kaşları çatık!

Niye gülmüyorlar acaba? Apartman mı? Var… Otomobil mi? Var… Kotra mı? Var… Piyasada ne yok? Buzdolabı, çamaşır makinesi, radyo, pikap, (envai türlü televizyon, envai türlü bilgisayar, envai türlü cep telefonu – bunları ben ekledim - ) güzel eşya, nadide içki, vizyon kürk, İngiliz kumaşı değil mi?... Hepsi hepsi salonlarında, mutfaklarında, gardıroplarında tıklım tıklım… Ama yine gülmüyorlar, yine gülemiyorlar. Öfke, enselerinde kat kat, gerdanlarında katmer katmer olmuş.

Tebessüm, belki biraz acı, belki biraz solgun, belki biraz hazin hep derisi kemiğine yapışmış yoksul yüzlerde: Bir eski İstanbul evinden çıkarken gülümsüyor, bir Pazar yerinde yiyecek fiyatlarına bakarken gülümsüyor, bir ağaç gölgesinde, yarı uyur, yarı uyanık, yamalı ceketine, yırtık pabuçlarına bakarken gülümsüyor.

Ben, gülenleri değil, gülmeyenleri merak ediyorum: niye gülmüyorlar acaba? Yoksa gülemiyorlar mı? Hala, iç derinliklerinde kırıntıları kalmış gizli bir utanç duygusu, gülmeğe, gülümsemeğe istek mi bırakmıyor? Belki de ablak suratına takılan bu öfke, servetlerine karşı belirecek şüpheler için bir ciddiyet maskesi, bir namus sigortası mıdır!

Tıpkı Tevfik Fikret’in Nef’i tasviri gibi:

“Bir yağız çehre, çatılmış iki hançer kaşlar.”

Ama, üç yüz elli dokuz milyon dolarlık yardım sevincinden sonra devlet babamızın yüzündeki öfke çizgilerinin büsbütün sertleşip silah çatmasına ne dersiniz? İşte buna, hiç, ama hiç aklım ermedi. Bu hiddet, bu şiddet, bu dehşet niçin? Kaç yıldır denizler, dağlar, bulutlar aşarak aradığımız yolunu, izini gözlediğimiz yardım Nuri Sait Paşa’nın ölümüyle, beklenmedik bir miras gibi ansızın geliverdi’ devletçe, milletçe, hep gülsek, sevinsek, daha uysal, daha tatlı, daha babacan olsak ya artık.

Hayır devlet babamızın yüzü, nedense bir türlü gülmüyor, gülemiyor. E, o gülemeyince biz de gizli bir şüphe, gizli bir korku ile gülemiyoruz.

Haydi, Doktor Namık Gedik, tebessümü vekillik ciddiyetine yakıştıramıyor diyelim. Ama Sayın Başvekile ne buyurursunuz? O ki, muhalefet iken bile gülen adamdı.

Yoksa 350 milyon dolar bile yüzümüzü güldürmeye yetmiyor mu artık?

 

21 Ağustos 1958

YUSUF ZİYA ORTAÇ

 

NOT: Yıllar önceden enteresan bir yazı. Değişiklik olsun istedim.