Daha Flörtte Başladıysa, Arkanıza Bakmadan Gidin

Bazı ilişkiler vardır; dışarıdan bakıldığında aşk sanılır, içeriden yaşandığında ise insanın ruhunu yavaş yavaş tüketir. “Beni çok seviyor.” “Beni kıskanıyor çünkü kaybetmekten korkuyor.” “Sinirlendi ama aslında kötü biri değil.” “Bana bağırdı ama beni sevdiği için böyle davranıyor.” Hayır.
Sevgi, insanı korkutmaz. Sevgi aşağılamaz. Sevgi tehdit etmez. Sevgi hakaret etmez. Sevgi fiziksel şiddete başvurmaz.
Ve özellikle bir ilişkinin daha en başında, yani henüz flört aşamasındayken sözlü ya da fiziksel şiddet varsa, bunu “zamanla düzelir” diye beklemek çoğu zaman insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü şiddet, çoğu zaman bir anda ortaya çıkmış gibi görünse de sınırları küçük küçük test ederek ilerler. Önce küçümseyen bir cümle gelir. Sonra hakaret. Ardından bağırmak, tehdit etmek, kontrol etmek… “Onunla görüşme.” “Telefonunu göster.” “Nereye gittiğini bana söyle.” “Bunu giyemezsin.” “Benden habersiz hiçbir şey yapamazsın.” Ve bir gün fiziksel şiddet… Sonra özür. Pişmanlık. Çiçekler. “Bir daha asla olmayacak.” “Sinirlerime hâkim olamadım.” “Seni kaybetmekten korktum.” Ve insan, umut etmek istediği için inanır. Oysa sevginin olduğu yerde insan kendisini sürekli savunmak zorunda kalmaz. Bir ilişkide sürekli diken üstünde yaşamak, partnerinin hangi sözünün, hangi davranışının öfkeye dönüşeceğini hesaplamak aşk değildir. Korku aşk değildir. Kontrol aşk değildir. Kıskançlık adı altında özgürlüğü kısıtlamak aşk değildir. Hakaret aşk değildir. Şiddet hiç değildir.
Üstelik flört döneminde yaşanan sözlü veya fiziksel şiddeti “daha sevgili bile değiliz, belki düzelir” diyerek küçümsemek son derece tehlikelidir. Tam tersine, ilişkinin henüz başında ortaya çıkan bu davranışlar bize çok önemli bir şey söyler: Karşımızdaki insan, öfkesini ve sınırlarını nasıl yönettiğini bize göstermektedir. Bir insanın sizi sevmesi, size zarar verme hakkı vermez. Bir insanın geçmişte kötü şeyler yaşamış olması, size kötü davranmasını meşru kılmaz. Bir insanın kıskanması, sizi kontrol etme hakkı olduğu anlamına gelmez. Ve sizin sevginiz de karşınızdaki insanı değiştirmek zorunda değildir. Bazen insanları ilişkilerde tutan şey sevgi değil, “belki düzelir” umududur. Ama birini değiştirmek sizin göreviniz değildir. Hele ki karşınızdaki insan size hakaret ediyor, sizi aşağılıyor, tehdit ediyor veya fiziksel şiddet uyguluyorsa… Kendinizi onun değişmesini beklemeye mahkûm etmeyin. Kendinizi seçin.
Arkanızda yıllar kalmış olabilir. Çok sevmiş olabilirsiniz. Birlikte hayaller kurmuş olabilirsiniz. Ayrılmak zor gelebilir. Yalnız kalmaktan korkabilirsiniz. Bütün bunlar anlaşılabilir. Ama hiçbir geçmiş, geleceğinizi feda etmeniz için bir gerekçe değildir. Şiddetin olduğu bir ilişkiden çıkmak zayıflık değil, kendine sahip çıkmaktır.
Eğer daha flört döneminde bile sınırlarınız ihlal ediliyor, hakarete uğruyor, korkutuluyor veya fiziksel şiddet görüyorsanız, bunu romantikleştirmeyin. Şiddetin mazereti olmaz.
Sevgi, insanın sığındığı yer olmalıdır; korktuğu yer değil. Bu yüzden kendinize şu soruyu sorun:
“Bu ilişkide ben kendim olabiliyor muyum, yoksa sürekli karşımdaki insanın öfkesinden kaçınmaya mı çalışıyorum?” Cevabınız sizi rahatsız ediyorsa, o sesi susturmayın. Kendinizi dinleyin.