DAR VE SABİT GELİRLİNİN ENFLASYONU

Enflasyon denildiğinde çoğumuzun aklına önce market raflarındaki fiyatlar geliyor. Ekmek, süt, peynir, et, sebze, meyve, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım… Fiyatların arttığını hepimiz görüyoruz. Ancak enflasyonun toplumun bütün kesimlerini aynı şekilde etkilemediğini çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.

Özellikle dar ve sabit gelirli vatandaş için enflasyon, sadece fiyatların yükselmesi anlamına gelmiyor. Enflasyon, aynı maaşla daha az ürün alabilmek, ayın sonunu daha zor getirmek, tasarruf yapamamak ve zamanla yaşam standardının gerilemesi anlamına geliyor.

Asgari ücretli, emekli, dul ve yetim aylığı alanlar, düşük ücretli çalışanlar ve geliri düzenli fakat artış imkânı sınırlı olan vatandaşlar, yüksek enflasyon karşısında çok daha fazla zorlanıyor. Çünkü bu insanların gelirleri fiyatlar kadar hızlı artmadığında, ortaya doğrudan bir alım gücü kaybı çıkıyor.

MAAŞIN ARTMASI YETMİYOR

Vatandaşın en sık yaptığı hesap aslında çok basit:
“Geçen yıl 30 bin lira maaş alıyordum, şimdi 40 bin lira alıyorum. Demek ki gelirimin arttı.”
Hayır. Eğer aynı dönemde fiyatlar daha fazla yükseldiyse, maaşın rakamsal olarak artmasına rağmen vatandaşın cebindeki paranın satın alma gücü azalmış olabilir.
Ekonomide buna reel gelir kaybı deniliyor.
Örneğin bir kişinin maaşı yüzde 25 artmış, fakat aynı dönemde temel tüketim ürünleri yüzde 35-40 pahalanmışsa, vatandaşın eline geçen para miktarı artmıştır ama bu parayla satın alabildiği mal ve hizmet miktarı azalmıştır.
İşte dar gelirlinin en büyük problemi burada ortaya çıkıyor.
Çünkü zengin veya yüksek gelirli bir vatandaş, gelirinin bir bölümünü tasarruf edebilir, yatırım yapabilir veya harcamalarını erteleyebilir. Dar gelirli vatandaşın ise böyle bir imkânı çoğu zaman yoktur.
Maaşın büyük bölümü daha ayın başında kiraya, faturaya, mutfak masrafına ve ulaşıma gider.
Geriye kalan parayla da ayın sonu beklenir.

ENFLASYONUN EN AĞIR YÜKÜ MUTFAKTA HİSSEDİLİYOR

Dar gelirli vatandaş açısından enflasyonun en acı taraflarından biri gıda fiyatlarıdır.
Çünkü insanın gıdayı tamamen hayatından çıkarması mümkün değildir.
Bir aile et almayı azaltabilir.
Peyniri daha ucuz bir ürünle değiştirebilir.
Meyve-sebze alışverişini kısabilir.
Dışarıda yemek yemeyi bırakabilir.
Ancak belirli bir noktadan sonra tasarruf edilecek alan kalmaz.
İşte bu nedenle gıda fiyatlarındaki artış, düşük gelirli aileleri yüksek gelirli ailelerden daha fazla etkiler.
Gelirinin yüzde 10'unu gıdaya ayıran bir kişi ile gelirinin yüzde 40-50'sini mutfağa harcayan bir ailenin aynı gıda enflasyonundan aynı ölçüde etkilenmesi mümkün değildir.

Dar gelirli vatandaşın bütçesinde zorunlu harcamaların payı büyüktür.
Kira, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, gıda ve eğitim gibi giderler zaten bütçenin büyük bölümünü tüketmektedir.
Bu giderlerin fiyatı arttığında vatandaşın “lüks harcamaları azaltma” gibi bir seçeneği de fazla kalmamaktadır.

KİRA ARTIŞI DAR GELİRLİNİN BELİNİ BÜKÜYOR

Enflasyonun vatandaş üzerindeki etkisini değerlendirirken konut giderlerini ayrıca ele almak gerekiyor.
Çünkü kira, dar gelirli ailelerin bütçesinde en büyük gider kalemlerinden biri haline gelebiliyor.
Bir kişinin maaşı yılda bir kez artarken kira ve diğer yaşam maliyetlerinin daha hızlı yükselmesi, aile bütçesini kısa sürede bozabiliyor.
Örneğin maaşının önemli bir bölümünü kiraya veren bir vatandaşın karşısına aynı anda daha yüksek gıda, ulaşım ve enerji faturaları çıktığında, bütçede açık oluşuyor.

Bu açık önce kredi kartıyla kapatılıyor.
Sonra ihtiyaç kredisi devreye giriyor.
Borç büyüdükçe faiz yükü artıyor.

Bir süre sonra vatandaş gelirinin bir bölümünü artık bugünkü ihtiyaçları için değil, geçmişte yaptığı harcamaların borcunu ödemek için kullanmaya başlıyor.
İşte enflasyonun dar gelirli üzerindeki görünmeyen etkilerinden biri de budur:
Vatandaş sadece pahalılaşan ürünlerle değil, pahalılaşan borçlarla da mücadele ediyor.

EMEKLİ İÇİN ENFLASYON DAHA FARKLI

Emekliler açısından konu daha da hassas.
Çalışan bir vatandaşın maaşını artırmak için iş değiştirme, ek iş yapma, fazla mesaiye kalma veya kariyerinde ilerleme gibi seçenekleri olabilir.
Emeklinin böyle bir hareket alanı çoğu zaman yoktur.
Emeklinin geliri büyük ölçüde aldığı aylıktır.
Bu nedenle emekli için enflasyon, doğrudan doğruya yaşam standardını etkiler.

Aylık gelir aynı kalırken market sepeti küçülüyorsa, bunun sonucu çok açıktır:

Daha az et,
Daha az meyve,
Daha az sosyal hayat,
Daha az sağlık harcaması,
Daha fazla borç…

Vatandaşın “Eskiden bu parayla market arabasını dolduruyordum, şimdi birkaç poşet ancak alabiliyorum” demesi aslında ekonominin sokaktaki en önemli göstergelerinden biridir.

DAR GELİRLİ ENFLASYONU NEDEN DAHA FAZLA HİSSEDİYOR?

Burada önemli bir gerçek var.
Resmî enflasyon oranı toplumun genelindeki ortalama fiyat hareketlerini göstermeye çalışır. Ancak her vatandaşın tüketim sepeti aynı değildir.
Yüksek gelirli bir kişinin harcamasında elektronik eşya, otomobil, tatil veya farklı hizmetler önemli yer tutabilir.
Dar gelirli vatandaşın harcamasında ise gıda, kira, ulaşım, enerji ve temel ihtiyaçlar daha yüksek ağırlığa sahiptir.
Bu nedenle vatandaşın hissettiği enflasyon ile açıklanan ortalama enflasyon arasında fark oluşabilir.
Vatandaşın kendi hayatında en çok karşılaştığı ürünlerin fiyatı hızlı artıyorsa, açıklanan genel enflasyon daha düşük olsa bile vatandaş “Benim enflasyonum çok daha yüksek” diyebilir.
Bu nedenle ekonomik politikaların yalnızca ortalama fiyatlara değil, dar gelirlinin temel ihtiyaç sepetine de bakması gerekir.

ENFLASYON SADECE CEBİ DEĞİL, HAYATI DA DEĞİŞTİRİYOR

Yüksek enflasyonun etkisi sadece alışveriş fişinde görülmez.
Ailelerin yaşam biçimi değişir.
Çocukların eğitim harcamaları kısılabilir.
İnsanlar sağlık kontrollerini erteleyebilir.
Tatil yapmak hayal haline gelebilir.
Ev eşyaları yenilenemez.
Araba bakımının ertelenmesi bile zamanla daha büyük masraflara dönüşebilir.
İnsanlar sosyal etkinliklerden uzaklaşabilir.
Bütün bunlar aslında ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçlardır.
Bir başka önemli konu da gençlerdir.
Dar gelirli ailelerin çocukları, yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle ailelerinden daha uzun süre ekonomik destek almak zorunda kalabilir. Bu durum gençlerin ev kurmasını, ev sahibi olmasını veya kendi ekonomik hayatını kurmasını zorlaştırabilir.
Dolayısıyla enflasyon yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesidir.

VATANDAŞ NEDEN TASARRUF YAPAMIYOR?

Ekonomide tasarruf yapabilmek için gelir ile zorunlu giderler arasında bir fark olması gerekir.
Ancak dar gelirli vatandaşın gelirinin büyük bölümü zorunlu harcamalara gidiyorsa tasarruf yapacak para kalmaz.
Bu nedenle “Vatandaş neden birikim yapmıyor?” sorusunu sorarken, vatandaşın gelir-gider dengesine de bakmak gerekir.
Ay başında maaş gelir.
Kira ödenir.
Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturaları gelir.
Market alışverişi yapılır.
Ulaşım giderleri ödenir.
Çocukların ihtiyaçları karşılanır.
Kredi kartı borcu ödenir.
Varsa kredi taksiti yatırılır.
Sonra ayın sonu gelir.
Cüzdanda para kalmamıştır.
Böyle bir tabloda vatandaşa “Tasarruf et” demek kolaydır.
Asıl mesele, vatandaşın tasarruf yapabileceği ekonomik ortamı oluşturmaktır.

ÇÖZÜM SADECE MAAŞ ARTIŞI DEĞİL

Dar gelirlinin enflasyon karşısında korunması için yalnızca ücretleri artırmak yeterli değildir.
Çünkü gelir artışı fiyat artışlarının gerisinde kalırsa sorun yeniden ortaya çıkar.
Kalıcı çözüm için öncelikle enflasyonun düşürülmesi gerekir.
Gıda üretiminin artırılması, tarımsal maliyetlerin düşürülmesi, konut arzının artırılması, kira baskısının azaltılması, enerji maliyetlerinin kontrol altında tutulması ve rekabetin güçlendirilmesi önemlidir.
Bunun yanında düşük gelirli kesimlere yönelik sosyal desteklerin de hedefe yönelik ve etkin olması gerekir.
Ancak burada önemli olan, vatandaşın sürekli destek almak zorunda bırakılması değil, kendi geliriyle insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzenin kurulmasıdır.
Çünkü sosyal yardım bir güvenlik ağıdır; kalıcı çözüm ise yeterli gelir ve düşük enflasyondur.

ENFLASYONLA MÜCADELEDE ADALET DE ÖNEMLİ

Enflasyonla mücadele edilirken toplumun bütün kesimlerinin aynı ölçüde yük taşımadığı unutulmamalıdır.
Yüksek gelirli bir kişinin harcamalarını biraz azaltması ile dar gelirli bir ailenin gıdasından kısmak zorunda kalması aynı şey değildir.
Bu nedenle ekonomi politikalarında yalnızca “enflasyon kaç oldu?” sorusuna değil, “Enflasyon kimin hayatını ne kadar etkiliyor?” sorusuna da cevap aranmalıdır.
Ekonomik başarı, sadece fiyatların artış hızının düşmesiyle ölçülmemelidir.
Vatandaşın markete gittiğinde ne alabildiği, kirayı ödedikten sonra elinde ne kadar para kaldığı, çocuğunun eğitim masrafını karşılayıp karşılayamadığı ve ay sonunda borçlanmak zorunda kalıp kalmadığı da dikkate alınmalıdır.

SON SÖZ: VATANDAŞIN ASIL İSTEDİĞİ ALIM GÜCÜDÜR

Dar ve sabit gelirli vatandaşın ekonomiden beklentisi aslında çok karmaşık değildir.
İstediği şey, maaşının her ay biraz daha değer kaybetmemesidir.
Markete gittiğinde bütçesine uygun alışveriş yapabilmek,
Kirasını ödedikten sonra mutfağa para ayırabilmek,
Faturalarını ödeyebilmek,
Çocuğunun ihtiyacını karşılayabilmek,
Borçlanmadan ay sonunu getirebilmek
Ve mümkünse küçük de olsa bir miktar para biriktirebilmektir.
Vatandaş için gerçek ekonomik refah, maaş bordrosundaki rakamın büyüklüğü değil, o maaşla satın alınabilen mal ve hizmetlerin miktarıdır.
Bu nedenle enflasyonla mücadelede en önemli hedeflerden biri alım gücünü korumak olmalıdır.
Çünkü dar gelirlinin kaybettiği her lira, onun bütçesinde başka bir temel ihtiyacın eksilmesi demektir.
Enflasyon yükseldiğinde zengin daha az kazanabilir.
Orta gelirli daha az harcayabilir.
Ama dar gelirli çoğu zaman doğrudan hayatından kısmak zorunda kalır.
Ekonomide en hassas nokta da tam olarak burasıdır.

Bir ülkede fiyatların istikrara kavuşması sadece ekonomik göstergelerin düzelmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda milyonlarca insanın yeniden rahat nefes alması, geleceğe güvenle bakması ve “Bu ay nasıl geçineceğim?” endişesinin azalması anlamına gelir.

Çünkü ekonominin gerçek başarısı, rakamlardan önce vatandaşın mutfağında, pazar filesinde ve ay sonundaki cüzdanında görülür.