Davet

Eminim Nasrettin Hoca merhumun, Timurlenk’le yaşadığı fil hikâyesini hepiniz biliyorsunuzdur.

Onun için hikâyeyi baştan sona anlatacak değilim. Burada önemli olan Hocanın olayı kimseyi incitmeden nasıl tatlıya bağladığı.

 

***

 

“Sultanım, şehre gönderdiğiniz fillerden ahali o kadar memnun oldu ki; bu kadar fil yetmiyor, sultanımız birkaç tane daha gönderebilir mi, acaba?” diyorlar. Der.

 

***

 

Millet şikâyetçiymiş.

Millet kına gelmişmiş. Kimin umurunda.

Varsa yoksa birilerine yaranmak…

 

***

 

Başbakan yardımcısı Beşir Atalay:

“Türkiye, bu konuda iyi bir sınav veriyor. Yani ülkemize gelen sığınmacılara elimizden geleni yapıyoruz. Kamplarda yaklaşık 30 bin kişilik boş kapasite var, özellikle İstanbul’da ve kalacak yerleri olmayan sığınmacıları kamplara alabiliriz.”

Diyor.

 

***

 

Türki yemiz de yaklaşık 600 bin civarında Suriyeli sığınmacı olduğunu ifade ediyor bakan bey…

Ne olacak 600 bin kişiye bakan Türkiye’ye 30 bin kişi daha gelmiş ne fark eder? Bu 30 bin kişi sanki gözümüzü mü çıkartıyor?

Bu sığınmacıların kahrını, eziyetini, pisliklerin, şunu sunu bunu sunu, ahali çekiyor. Bir gün bu konuda ahaliye bir şey soruldu mu?

Yok!

Ancak kendi kendimize gelin-güveği oluyoruz…

 

***

 

Bir sorulsun.

Bir Allahın kulu iyi ki geldiler diyor mu?

Vatandaşın her kesimi Suriyeli mültecilerden rahatsız.

 

***

 

Bir süre önce ulusal gazetelerin birisinde görmüştüm yanlış hatırlamıyorsam, Suriye’nin iki yüzüne.

Bir yüzünde denize giren insanlar, diğer yüzünde savaşan insanlar…

 

***

 

Hoca merhumun hesabı…

600 bin kişi yetmedi…

30 bin gelsin, 60 bin gelsin, hatta 100 bin gelsin…

Nasıl olsa bu ülke yük devesi.

Vatanındaki savaştan kaçanların kahrını, eziyetini, pisliklerini şunu sunu bunu sunu biz çekiyoruz.

Ricalin bütün bunlar umurunda mı?

Yeter ki, birilerine yaranalım…