Deprem Sonrası Gerçek Kalkınma: Adıyaman İçin Sanayi Zamanı

Türkiye’nin sanayi haritası, uzun yıllardır Marmara merkezli bir sıkışmışlığın gölgesinde şekillenirken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan “Ulusal Sanayi Alanları Master Planı”, bu ezberi bozmayı hedefleyen stratejik bir kırılma noktası olarak önümüze konuldu.

Anadolu’nun tam kalbinde yer alan 14 ilin, yeni üretim üsleri olarak belirlenmesi; Aksaray’dan Yozgat’a, Niğde’den Samsun’a uzanan bu hat üzerinden ülkenin ekonomik yükünü hem daha dengeli hem de daha güvenli alanlara taşıma iradesinin açık bir göstergesi. Plan kağıt üzerinde son derece akılcı, hedefler rasyonel, niyet güçlü… Ancak bu büyük fotoğrafın içinde, depremle ağır bedeller ödemiş Adıyaman’ın yerini sormadan geçmek mümkün mü?
6 Şubat’ın o karanlık ve hafızalara kazınan sabahından bu yana Adıyaman, yalnızca yerle bir olan binalarının değil, aynı zamanda derinden sarsılan ekonomik yapısının da enkazı altında kalmamak için sessiz ama onurlu bir mücadele veriyor. Bugün gelinen noktada, devletin tüm imkanlarını seferber etmesiyle yaraların sarılması konusunda gerçekten ciddi bir mesafe alındığını teslim etmek gerekiyor.
TOKİ ve Emlak Konut eliyle yükselen binlerce konut, sadece betonarme yapılar değil; aynı zamanda umutların, yeniden tutunma arzusunun ve hayata devam etme kararlılığının sembolü olarak şehrin çehresini değiştirmiş durumda. Ocak 2026 itibarıyla kuraların çekilmesi, anahtarların teslim edilmesiyle birlikte Adıyaman’da artık “barınma” meselesi büyük ölçüde geride kalırken, önümüzde çok daha hayati bir başlık duruyor: yaşamak yetmez, çalışmak gerekir.
Bir şehri ayağa kaldırmak, yalnızca insanlara başlarını sokacak bir çatı sunmakla sınırlı bir mesele değildir; asıl mesele, o insanların sabah evlerinden çıktıklarında kendilerini faydalı hissedecekleri, emeklerinin karşılığını alabilecekleri ve geleceğe güvenle bakabilecekleri bir iş kapısının var olup olmadığıdır. Adıyaman, sanıldığının aksine sıfırdan başlanacak bir şehir değil; köklü bir sanayi kültürüne, disiplinli ve çalışkan bir iş gücüne, Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan stratejik bir lojistik konuma zaten sahip.
O halde şu soruları yüksek sesle sormanın tam zamanı değil mi? Deprem riski görece düşük iller tercih ediliyorsa, büyük ölçüde yenilenmiş yapı stokuyla Adıyaman bugün zaten Türkiye’nin en güvenli yerleşim alanlarından biri haline gelmemiş midir? Marmara Bölgesi’nin yıllardır taşıdığı sanayi yükü hafifletilmek isteniyorsa, Güneydoğu ile Doğu Anadolu’nun adeta giriş kapısı konumundaki bu kadim şehir neden bu büyük dönüşüm hamlesinin “vitrin” şehirlerinden biri olmasın?
Adıyaman’ın bu 14 şehirlik sanayi listesine eklenmesi, ne bir lütuf ne de bir ayrıcalık talebidir; aksine, bölge ekonomisinin sürdürülebilirliği ve deprem sonrası toparlanmanın kalıcı hale gelmesi için tarihsel bir zorunluluktur. Konut sorunu büyük ölçüde çözülmüşken, bu hazır insan kaynağını sanayiyle, üretimle ve katma değerli yatırımlarla buluşturamazsak; bugün gururla açılan o yeni siteler, yarının “uyku kentlerine” dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Bu noktada yerel dinamiklere, sivil toplum kuruluşlarına ve özellikle şehrin siyasi temsilcilerine büyük sorumluluk düşmektedir. Adıyaman’ın sanayi havzasına dahil edilmesi, yalnızca bu şehrin değil, çevresindeki illerin de ekonomik olarak canlanmasını sağlayacak güçlü bir domino etkisi yaratacaktır.
Adıyaman’ın küllerinden doğuş hikayesi, sadece yeni balkonlarda içilen çaylarla, yeni sokaklarda atılan temkinli adımlarla tamamlanamaz; bu hikaye ancak yeni fabrikaların bacalarından tüten dumanla, vardiya sirenleriyle ve üretimin verdiği özgüvenle gerçek anlamını bulur. Hükümetin açıkladığı bu “Master Plana” Adıyaman’ı da dahil etmesi, deprem sonrası ayağa kalkmaya çalışan bir şehre verilecek en büyük moral, en akılcı yatırım ve en kalıcı destek olacaktır.
Şehrimizin değerli milletvekilleri, Adıyaman’ın sahipsiz olmadığını göstermek ve tarihe not düşmek adına bu tarihi fırsatın heba olmasına izin vermeyin.