DİJİTAL PAZARLAR YASASI

Dijital ekonomi son yirmi yılda yalnızca ticaretin değil, toplumsal yaşamın, bilginin dolaşımının ve hatta demokrasinin işleyişinin merkezine yerleşti.

Arama motorları, sosyal medya platformları, uygulama mağazaları ve çevrim içi pazar yerleri, milyarlarca insanın
günlük hayatını şekillendiren temel altyapılar haline geldi. Ancak bu dönüşüm, beraberinde
ciddi bir yapısal sorunu da doğurdu: Dijital piyasalarda yoğunlaşan ekonomik ve veri gücü.
Avrupa Birliği’nin bu soruna verdiği en kapsamlı yanıt, Dijital Pazarlar Yasası (DMA) oldu.
DMA, serbest piyasa mekanizmasını ortadan kaldırmayı değil; aksine, dijital pazarlarda
rekabetin yeniden işler hale gelmesini amaçlayan, kuralları baştan koyan bir düzenleme
olarak öne çıkıyor.
Sorunun Kaynağı: “Kapı Bekçileri” ve Piyasa Kilitlenmesi
Dijital piyasalarda yaşanan temel sorun, belirli platformların “doğal tekel” benzeri bir güç
kazanmasıdır. Bu platformlar, sahip oldukları kullanıcı verisi, ağ etkisi ve teknik altyapı
sayesinde pazara giriş bariyerlerini yükseltmekte; küçük ve orta ölçekli şirketlerin rekabet
etmesini zorlaştırmaktadır.
DMA bu noktada “kapı bekçisi (gatekeeper)” kavramını merkeze alır. Kapı bekçileri; büyük
kullanıcı kitlesine sahip, birden fazla pazarda faaliyet gösteren ve dijital ekosistemin
kurallarını fiilen belirleyen şirketlerdir. Bu şirketler, yalnızca bir hizmet sunmaz; aynı
zamanda diğer şirketlerin müşterilere ulaşmasının yolunu kontrol eder.
Sorun tam da burada başlar:
Bir platform hem pazarın sahibi hem de o pazarda oyuncu olduğunda, rekabet eşitliği
bozulur. Kendi hizmetlerini öne çıkaran algoritmalar, rakip uygulamaları dezavantajlı konuma
iten sıralamalar ve veri tekelleşmesi, serbest piyasanın ruhuna aykırı bir yapı üretir.
Dijital Pazarlar Yasası Ne Getiriyor?
DMA’nın temel farkı, sonradan ceza kesen bir rekabet hukuku yaklaşımı yerine, önleyici ve
kural koyucu bir model benimsemesidir. Yasa, “önce ihlal, sonra yaptırım” anlayışını terk
ederek, büyük platformlara baştan uymaları gereken net yükümlülükler getirir.
Bu çerçevede DMA, kapı bekçisi olarak tanımlanan şirketlere şu temel sınırlamaları getirir:
 Kendi ürün ve hizmetlerini rakiplerine karşı kayırmaları yasaklanır.
 İşletmelerin, platform dışındaki müşterilerle doğrudan iletişim kurmasının
engellenmesi önlenir.
 Kullanıcı verilerinin, açık rıza olmadan farklı hizmetler arasında birleştirilmesi
sınırlandırılır.
 Alternatif uygulama mağazaları ve ödeme sistemlerinin önü açılır.

Bu düzenlemeler, dijital pazarlarda rekabetin “kâğıt üzerinde” değil, fiilen işlemesini
hedefler.
Rekabetin Ötesinde Bir Mesele: Yenilik ve Adalet
DMA yalnızca rekabeti artırmayı değil, aynı zamanda yenilikçiliği teşvik etmeyi amaçlar.
Dijital ekonomide yenilik, çoğu zaman küçük aktörlerden çıkar; ancak bu aktörler büyük
platformların gölgesinde büyüyemezse, yenilik potansiyeli de körelir.
Büyük platformların hâkimiyeti, kısa vadede kullanıcıya konfor sunuyor gibi görünse de uzun
vadede seçeneklerin azalmasına, fiyatların dolaylı biçimde yükselmesine ve teknolojik
gelişmenin yavaşlamasına yol açar. DMA, bu kısır döngüyü kırmayı hedefleyen bir müdahale
olarak okunmalıdır.
Ayrıca mesele yalnızca ekonomiyle sınırlı değildir. Dijital platformların güç yoğunlaşması, veri
adaleti, bilgiye erişim ve demokratik süreçler açısından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır.
Dijital pazarların daha adil işlemesi, toplumsal denge açısından da önemlidir.
Eleştiriler ve Tartışmalar
Elbette Dijital Pazarlar Yasası tartışmasız değildir. En sık dile getirilen eleştiri, düzenlemenin
yeniliği cezalandırabileceği yönündedir. Bazı görüşlere göre, başarılı şirketlerin büyümesini
sınırlamak, rekabeti değil durağanlığı teşvik edebilir.
Ancak bu eleştiri, DMA’nın hedefini yanlış okumaktan kaynaklanmaktadır. Yasa, büyümeyi
değil; güç kötüye kullanımını sınırlamayı amaçlar. Rekabet, güçlü olanın tamamen serbest
bırakılmasıyla değil; kurallı bir oyun alanı oluşturulmasıyla mümkün olur.
Bir diğer tartışma ise Avrupa’nın bu düzenlemeyle küresel dijital rekabette geride
kalabileceği iddiasıdır. Ancak Avrupa Birliği, bu yasayla aslında küresel standart koyucu
rolünü üstlenmeyi hedeflemektedir. Nitekim veri koruma alanında GDPR ile atılan adım,
bugün dünya genelinde referans kabul edilmektedir.
Türkiye Açısından Dijital Pazarlar Yasası
DMA, doğrudan Avrupa Birliği iç pazarını düzenlese de etkileri AB sınırlarını aşmaktadır.
Türkiye gibi AB ile yoğun ticari ve dijital entegrasyona sahip ülkeler açısından bu düzenleme
yakından takip edilmelidir.
Türkiye’de faaliyet gösteren dijital platformlar, AB pazarında varlık göstermek istediklerinde
DMA kurallarına uyum sağlamak zorundadır. Bu durum, Türkiye’nin kendi dijital rekabet
politikalarını gözden geçirmesi açısından da önemli bir fırsat sunmaktadır.
Ayrıca DMA’nın getirdiği yaklaşım, Türkiye’de dijital piyasalarda rekabetin güçlendirilmesi,
KOBİ’lerin ve yerli girişimlerin desteklenmesi açısından ilham verici bir çerçeve sunmaktadır.
Sonuç: Dijital Ekonomide Yeni Bir Dönem

Dijital Pazarlar Yasası, dijital ekonomide “kuralsız büyüme” döneminin sona erdiğinin açık bir
göstergesidir. Bu yasa, piyasanın dinamizmini boğmadan; aksine onu daha adil, daha şeffaf
ve daha rekabetçi hale getirmeyi amaçlayan bir denge arayışının ürünüdür.
Dijital çağda ekonomik güç, yalnızca sermayeden değil; veriden, algoritmadan ve erişimden
beslenmektedir. Bu yeni güç biçimini denetim altına almadan, sağlıklı bir piyasa düzeni
kurmak mümkün değildir. DMA, tam da bu nedenle yalnızca bir rekabet düzenlemesi değil;
dijital çağın ekonomi politiğine dair güçlü bir manifesto olarak değerlendirilmelidir.
Önümüzdeki yıllarda, dijital pazarların nasıl şekilleneceği büyük ölçüde bu tür düzenlemelerin
başarısına bağlı olacaktır. Dijital Pazarlar Yasası ise bu yeni dönemin en önemli kilometre
taşlarından biri olarak tarihe geçmeye adaydır.