Diren Buğday Tanesi!

 

Zor dönemlerden geçiyoruz! 

Buğday tanesinin, darmadağın olup etrafa saçılmasını ve bir daha toprakla buluşmamasını hedefliyorlar! 

Diğer buğday taneleriyle yan yana gelmemesini, toprağa yaslanıp, başını dik tutmamasını amaçlıyorlar! 

Topraktan beslenmesin, kar suyundan kana kana su içmesin, güneşi görmesin istiyorlar! 

Sanki hiç buğday olmamış, toprak oluşmamış; su, canlılara hayat vermemiş, kar yağmamış, güneş ısıtmamış! 

Sanki hiç buğday taneleri bir araya gelmemiş, ekin olmamış, başak olmamış, harman olmamış, yaşamı örmemiş, baharı örgütlememiş! 

Aklımızla dalga geçiyorlar! 

Bütün bunların olmadığını, bundan böyle de olmayacağını salık veriyorlar! 

Algı yaratarak yapıyorlar bunu! 

Algılarımızı yöneterek! 

Algı, duyu organlarımızca taşınan duyusal verileri örgütleyip yorumlayarak, insanların çevresinde yer alan uyaranlara anlam verme süreci ve dış dünyadan gelen uyarıların, zihinsel olarak yorumlanması olarak tanımlanıyor. Algılar; ne gördüğümüzü, nasıl yorumladığımızı, neye inandığımızı, nasıl davrandığımızı bize gösterir. Algılarımız aynı zamanda zihnimizde değerler yaratıp, problemler oluşturmakta ve bu problemleri de çözmektedir.i 

Hal böyle olunca algı yönetimi, toplumsal yaşamda gerçeklikten daha önemli yer tutmaya başlıyor. 

Hepimiz biliyoruz ki birey, çevre ile ilişkisini duyu organları sayesinde yürütmektedir. Çevreden aldığı veriler beyine iletilmekte ve algıladığı olayla ilgili bireyin düşünce süreci başlamaktadır. Bu şekilde bireyin zihninde bir anlam yaratılmaktadır. 

Bizim bildiğimizi, egemenler bilmiyor mu? 

Tabi ki biliyor! 

İşte algı yönetimi bu noktada devreye girerek, oluşturulmak istenen algının, gerçeklikle yer değiştirmesine neden oluyor. 

Algı yönetimi ile özellikle amaçlanan, 

-Geçerlilik kazanmak ve korumak için, kamuoyu desteği oluşturmak, 

-Belirlenen topluluğun davranış ve tutumlarını istenilen doğrultuda etkilemektir.ii 

Davranış ve tutumları değiştirilmek istenen topluluk özelde Eğitim Sen, genelde Kesk üyeleridir dostlar! 

Bunun bilincinde olalım! 

Hani ‘Eğitim Sen Neden Hedefte?’ diye sormuş ve temelde iki neden ortaya koymuştuk.  

Eğitim Sen’in hedefe konulmasının, tüzüğünde yer alan amaçlar ve sınıf mücadelesinde konumlandığı yer ile ilgili olduğunu ileri sürmüştük. 

İşte tam da bu nedenlerle, Eğitim Sen algı yönetimi bombardımanı altına alınarak, üyelerine karşı adeta bir psikolojik savaş yürütülüyor. 

Küresel köye dönüşen dünyamızda çok çeşitli araçları da var algı yönetimini insafsızca hayata geçirmenin. 

Küresel medya, sürekli haber döngüsü, anlık haber bildirme, gerçek zamanlı bilgiyi çarpıtma, internet ve haber hazırlama kolaylığını kullanma bunlardan birkaçı.  

-MEB’in 8 Eylül 2016 tarihli twetter mesajında yer alan ‘Bölücü terör örgütü bağlantılı 11 bin 285 personel açığa alındı.’ cümlesinin halen orada durması, algı yönetiminin bir gereği. 

-Normal zamanlarda ve asgari hukuk kurallarının uygulandığı dönemlerde sendikal hak olarak değerlendirilmesi gereken 29 Aralık eyleminin, cezalandırılmak istenmesinin nedeni, algı yönetimi. 

-29 Aralık eylemi nedeniyle açığa alınan 11 285 öğretmenle ilgili ilk günden başlayan algı operasyonlarının, tetikçi web siteleri aracılığıyla, her gün yeni bir yalan haber ekleyerek,  hız kesmeden devam etmesi, algı yönetiminin bir gereği. 

-Aynı eylem nedeniyle ülkenin batısında farklı, doğusunda farklı  ceza verilmesinin ve doğuda görev yapan öğretmenlerin ‘bölücü terör örgütü bağlantılı’ olarak lanse edilmesinin nedeni, algı yönetimi. 

-İki aydır açıkta bekletilerek derslere sokulmayan, öğrencilerle buluşması engellenen, velilerle arası bozulmaya çalışılan, meslektaşlarından izole edilmesi düşünülen öğretmenlerin, bu muameleye tabi tutulmasının nedeni de, algı yönetimi. 

-Açığa alınan öğretmenlerin dosyalarının incelenmesinin ekim ayı başında bittiği kamuoyuna duyurulmasına rağmen, halen görevlerine iade edilmeyişlerinin nedeni de, algı yönetimi. 

-İyi niyetli olduklarından şüphe duymadığımız bazı CHP’li milletvekilleri aracılığıyla, açıkta bekleyen öğretmenlerle, ailelerini; göreve iade beklentisi içine sokarak, üstelik verilen her tarihin yalan olmasını da bekleyerek, uygulanan yöntem de, algı yönetimi. 

Evet dostlar; 

Eğitim Sen’den, istifaların artmasını bekliyorlar! 

Daha rahat paralize edecekleri sayıya düşmemizi bekliyorlar! 

Üyelerle, üyeler arasında; üyelerle, yönetim arasında; Eğitim Sen’lilerle, toplum arasında güvensizlik oluşmasını bekliyorlar! 

-İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; herkesin demokratik, laik, bilimsel, parasız, anadilinde, cins ayrımcı olmayan ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunmasın! 

-İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; grevli ve toplu iş sözleşmeli sendikal haklardan vazgeçsin! 

-İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; bütün üyelerinin ekonomik, demokratik, akademik, sosyal, kültürel, hukuksal, siyasal, mesleki özlük hak ve çıkarlarını koruyup geliştirmeyi, üyelerine insanca bir yaşam düzeyi sağlamayı artık istemesin! 

- İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; her türlü baskıcı yönetime karşı demokrasi ve dayanışma kültürünü yüksek sesle dile getirmesin! 

- İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; olumsuz koşullardaki çocukların eğitimi için çalışmalar yapmasın! 

- İstiyorlar ki Eğitim Sen’liler; sınıf mücadelesi etmekten vazgeçsin; emekçiler, ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte eşitlik ve özgürlük mücadelesi vermesin! 

Peki, başaralı olabilirler mi?  

-Yüz bini aşkın üyesiyle, yüz yıllık birikimi, birkaç ayda berhava edebilir mi? 

Bu soruya, bütün Eğitim Sen’lilerin ve şu anda Eğitim Sen’den çeşitli gerekçelerle ayrı duran Eğitim Sen dostlarının hep birlikte; 

 ‘Hayır, başaramayacaklar, bizi yok edemeyecekler, boyun eğmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz,  bu yaşamın akışına ters, direneceğiz, birbirimize sıkı sıkıya sarılacağız ve yeniden ayağa kalkacağız!’ sözlerini duyar gibiyim. 

Ve ardından hep birlikte, hep bir ağızdan ama çok sesli olarak, devrimci şair İbrahim Karaca’nın, ‘Buğday Tanesi’ şiiriyle direneceğiz! 

Çünkü yaşamak, direnmektir! 

“Bekle kar altında kalan buğday tanesi,  

Yine onun sularıyla yeşereceksin.  

Gözyaşların çare değil ağlama büyü, 

Başını dik tutabilirsen boy vereceksin.  

Her yanımda allı morlu, 

Güller açar türlü türlü,  

Bu fırtına dünden belli,  

Baş edeceksin.  

Korku kar eylemez bir kez yola düşene.  

Sen bir aşkın içindesin yaşayacaksın.  

Dört yanını börtü böcek sarsa ne çıkar. 

Toprağa sıkı sarıl baş edeceksin.  

Her yanımda allı morlu,  

Güller açar türlü türlü,  

Bu fırtına dünden belli, 

Baş edeceksin.

 

 

i İsmail BAKAN, İlker KEFE. KURUMSAL AÇIDAN ALGI VE ALGI YÖNETİMİ. ii Siegel, P.C., (2005), Perception Management: IO’s Stepchild?, Low Intensity Conflict & Law Enforcement, 13 (2), ss.117-134. Akt: İsmail BAKAN, İlker KEFE