DÜNYA BARIŞ GÜNÜ DEĞİL, DÜNYA BARIŞMA GÜNÜ OLSUN

Dünya insanları için, insanlık için bugün yalnızca “Dünya Barış Günü” değil, “Dünya Barışma Günü” olsun isterdim.
İnsanlar, özlemlerine ve duygularına bir isim vererek bazı günleri anlamlandırıyor. Bugüne de “Dünya Barış Günü” adını vermişiz.
Keşke bu isim yalnızca bir güne ait olmasa…
Dünya döndükçe, 365 gün 6 saat boyunca barış yaşansa.
Oysa bugün dünyaya baktığımızda; gelişmiş, gelişmekte olan, gelişememiş ya da çeşitli nedenlerle geri bıraktırılmış birçok ülkede savaşın, kanın, gözyaşının ve düşmanlığın sürdüğünü görüyoruz.
Üstelik savaşların mesafesi artık çok kısa sürede aşılabiliyor. Komşudan komşuya, ülkeden ülkeye, hatta dünyanın bir ucundan diğer ucuna…
Bazen savaşın kendisinden önce tuzaklar kuruluyor, düşmanlıklar büyütülüyor, insanlar birbirinden uzaklaştırılıyor.
Ve bütün bunlar olurken savaş; ırk, cinsiyet, yaş, inanç ve kimlik ayrımı yapmıyor.
Bunu görmek için uzman olmaya gerek yok.
Gerekli olan, insan gibi bakmak.
Biraz durmak…
Biraz düşünmek…
“Niçin?” diye sormak yeter.
Hep birlikte dileğimiz aynı:
Barış çoğalsın, insanlık kazansın.
Peki, istersek olur mu?
Evet, istersek olur.
Çünkü dünya; yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle yalnızca 8,5 milyar insana değil, diğer canlılara da yetecek imkâna sahip. Sorun yalnızca kaynakların varlığı ya da yokluğu değil; onların nasıl kullanıldığı, nasıl paylaşıldığı ve insanlığın önceliklerinin ne olduğudur.
Çiçekler silahların sustuğu yerde değil, insanların birbirine yeniden güvendiği yerde açar.
Dünya barışa muhtaç.
Ama belki de her şeyden önce birbirimizle barışmaya muhtacız.
Dostluklar çoğalsın, düşmanlıklar azalsın.
İnsanlar birbirini yenmeye değil, birbirini anlamaya çalışsın.
Çünkü savaşmak için binlerce sebep bulunabilir.
Barışmak için insan olmak yeter.
İşte bu nedenle yalnızca bugün için “Dünya Barış Günü” değil;
DÜNYA BARIŞMA GÜNÜ OLSUN.
Çünkü barış bazen devletlerin imzaladığı anlaşmalardan önce, insanın insana uzattığı eldir.
Birbirini dinlemektir.
Öfkeyi biraz ertelemektir.
“Ben haklıyım” demek yerine,
“Seni anlamaya çalışıyorum” diyebilmektir.
Dünya gerçekten kan revan içindeyken, barıştan söz etmek romantiklik değildir.
Barış, insanlığın hayatta kalma şartıdır.
Ve belki de artık hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur:
“Ben barış için ne yapabilirim?”
Çünkü değişim yalnızca başkalarından beklenirse, hiçbir şey değişmez.
Çaresiz değilsiniz…
ÇARE SİZSİNİZ.
Yük. İnş. Müh. / Hukukçu /
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı
M. SAİT KÖSE