Duyguları kabul etmek midir?
Herkes sinirlenebilir. Bu kolay.
Ancak mesele, doğru kişiye, yeteri kadar, doğru zamanda, doğru sebeple ve doğru şekilde sinirlenmekte.
Aristo demiş.
Sinir duygusu kontrol edilmezse felaketlere yol açabilir. Örneğin yabancı düşmanlığı veya din adına işlenen cinayetler, aile içi şiddet, iş yerinde mobbing gibi.
Sevgili Daniel Goleman’in Duygusal Zeka kitabından yola çıkarak hazırladığım yazı dizisine devam ediyorum. Yazdıkça öğreniyorum, öğrendiklerimi sizinle paylaştıkça gelişiyorum. Okuduğunuz için teşekkürler?
Duyguların bilimsel psikoloji içerisinde araştırılmaya başlaması çok yakın bir zamanda başladı. Dolayısıyla öğreneceğimiz, keşfedeceğimiz daha çok bilinmez var duygularda. Yapılan araştırmalar, kalp ile zihin arasındaki bağlantıyı bulmayı hedefliyor. Şimdiye kadar varılan sonuçlar gösteriyor ki, IQ’nun sadece genetikle taşınabilen ve geliştirilemeyecek bir unsur olduğu ve yaşam kalitemizin, kaderimizin sadece IQ ile belirlendiği savı yanlış. Zira IQ’su normal seviyede olan ve fakat yaşamda büyük başarılara ulaşan insanlar var. Bu insanlar bunu nasıl yapıyorlar?
EQ ile.
EQ’nun içindekiler; öz kontrol, disiplin, tutarlılık ve kendi kendini motive edebilme kabiliyeti. Bunların hepsi çocukluktan başlayarak her yaşta öğrenilebilir, kişinin IQ seviyesinden bağımsız olarak. Ancak şunu not etmek gerekir ki EQ’num çocukluk ve ergenlikte bilinçli şekilde insanın yaşamına katılması, kişinin yaşamda daha hızlı mesafe kat edebilmesini sağlayacaktır. Erken kalkan yol alır.
Araştırmalar ayrıca duygusal zeka ile ahlak seviyesi arasında da ciddi bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Öz kontrol kabiliyeti olmayan kişiler anlık dürtülerine çabucak yeniliyorlar ve araştırmalar gösteriyor ki bu kişilerin yaptıkları seçimler ve aldıkları aksiyonlar etik değerlerden epey yoksun oluyor. Dürtüleri kontrol edebilme, irade ve karakterin temelini oluşturuyor.
Dolayısıyla duygulara zeka katmak önemli. Nöroloji alanında yapılmış araştırmalar, çocukluktan başlayarak duygusal alışkanlıklarımızın değiştirilebileceğini gösteriyor. Bu değişim, kişinin kendi duygularını tanımlayabilmesi ve yönetebilmesi, başkalarının duygularını anlayabilmesi ve hissedebilmesi (empati) ve bu farkındalıklarla ilişkilerini yönetebilmesiyle mümkün. Bu formül, duyguları merkeze alarak yaşam boyu sağlığımızı ve esenliğimizi nasıl muhafaza edebileceğimizi gösteriyor.
Tüm bunlar gösteriyor ki mizacınız, huyunuz kaderinizi belirlemiyor. Genetik mirasınızla gelen bir takım özellikleriniz tabii ki var. Ancak bunlar kaderiniz değil. Çocukluktan başlayarak okulda, ailede ve toplumda gördükleriniz beyninizdeki duyhusal kurulumu oluşturuyor. Bu kurulum, EQ kabiliyetinizde, yani duygularınızı akıllıca kullanabilme kabiliyetinizde son derece belirleyici oluyor. Dolayısıyla çocukluk ve ergenlik döneminde kişiye duygusal zekasını geliştirebilmesi için bilinçli şekilde alan açmak, kişinin yetişkinlik döneminde yaşamını esenlik ve sağlıkla sürdürebilmesi için ön koşul. Bu yaş döneminde oluşan EQ seviyesi, ileriki yıllarda kişinin alışkanlıklarını ve yaşamının tonunu belirliyor. Yapılan birçok araştırma gösteriyor ki yeme bozuklukları, depresyon, uyuşturucu kullanımı gibi olumsuzluklar, çocukluk ve ergenlik döneminde oluşamamış EQ’nun bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Halihazırdaki okul sistemi, çocukların ve gençlerin duygusal gelişimini şansa bırakıyor. Okulların sınıfa sadece zihni değil duyguları da getirmesi bunun çözümü olacaktır. Yani sınıfa bilgiyle birlikte öğrencinin içindeki bilgeyi de getirmek.
Duygulardan konuşmak duygusallık değil, duyguların uygunluğunu kabul etmektir. Yaşamda esenliğin yolu, duyguları görmezden gelmekten değil, duyguya zeka ve bilgelik katmaktan geçiyor.
Şöyle bir ders programı düşünün:
1. Ders: Bugün nasıl hissediyorsun?
2. Ders: Matematik
3: Ders: Fen Bilimleri
4. Ders: Beden Eğitimi
5. Ders: Coğrafya
6. Ders: Müzik
7. Ders: Türkçe
8. Ders: Günün nasıl geçti?
Harika olmaz mı?
“Aslında biz iki zihne sahibiz. Biri düşünüyor. Diğeri hissediyor.” Daniel Goleman
Sevgiyle,