Duygularımız zekamızın neresinde?

Yale Üniversitesi rektörü ve sosyal psikolog Peter Salovey duygularla bilim/beyin/IQ arasında bağlantı kuran bilimsel araştırmalar yapan ilk bilim adamlarından biri. Salovey gibi birçok bilim adamı duyguların ne işe yaradığını, insana nasıl hizmet ettiğini anlamak adına birçok teoriler öne sürmüşler. Kimi demiş ki duygular sosyal zekamızı belirler. Toplumla nasıl ilişki kurabileceğimiz konusunda bize ışık tutar. Toplumla iyi ilişkiler geliştirmemizi sağlar. Kimisi demiş ki duygular vasıtasıyla yaşamımızdaki insanları manipüle edebilir ve istediklerimizi elde edebiliriz. Politikacılar bunun ustası oldu maalesef :( Ancak bu teorilerin hiçbiri bilim nezdinde tutmadı. Zira hepsi duyguları sadece başkalarıyla ilişki kurmamızı sağlayan, kısıtlı bir araç olarak tanımladı.

Salovey gibi konuya bilimsel açıdan ve öğrenen zihniyetle yaklaşan bilim adamlarının zeka ile ilgili yaptıkları araştırmalar ise sadece bir gerçeğin altını çizdi. Zeka, IQ’yu yaşam pratiğimize nasıl döktüğümüzle ilgili bir şey. Yani zeka IQ değil, IQ’yu nasıl kullandığımızla ilgili bir şey. Bu bilim adamları zekayı “kişisel zeka” olarak adlandırdılar. Sevgili Daniel Goleman ise bunu “duygusal zeka” olarak adlandırıyor.

Bu bilim adamlarına göre kişisel (duygusal) zekanın beş basamağı var;

1. Basamak: Kişinin kendi duygularının farkına varması. Duygu belirdiği anda farkına varmak, duygusal zekanın olmazsa olmaz ilk adımı. Halihazırdaki eğitim sistemi ve iş ekosisteminde duygular ekseriyetle tü kaka olarak etiketleniyor. Eğitim sistemi vahşi şekilde IQ üzerine kurulu, bu dünyanın her yerinde böyle. Bu sistemden çıkan bireyler doğal olarak içine girdikleri iş ortamlarını da vahşice IQ üzerine kurguluyorlar. Maalesef EQ hala tabu. Dolayısıyla günümüzdeki eğitim sistemleri ve iş ortamları çoğunlukla performansa odaklı değil, “ortalama” olmakla yetinen ve ekseriyetle “sınıf geçmeye” veya “işini muhafaza etmeye” çabalayan insanlar üretiyor. Duygularla performansı nasıl ilişkilendirdiğimi aşağıdaki satırlarda okuyacaksınız, lütfen devam edin.

2. Basamak: Kişinin kendi duygularını yönetmesi. Bu kabiliyeti olmayan insanlar mütemadiyen kronik stres ve depresyon içinde bulurlar kendilerini. Bu konuda iyi olanlar ise yaşamın karşılarına çıkardığı engebeler ve kötü sürprizleri aşmanın bir yolunu mutlaka bulurlar. Etraflarında ne kadar fırtına koparsa kopsun içlerinde büyük bir sessizlik ve sükunet vardır bu insanların. Dışarının gürültüsünün içerinin sükunetini bozmasına izin vermezler.

3. Basamak: Kişinin kendini motive edebilmesi. Yani içten yanmalı motoru olması. Lütfen not alın: Duygu bilgidir. Mantığınızın yıllarca araştırıp bulamayacağı bilgileri size anlık olarak getirir. Duygularının getirdiği bilgiyi görebilip bunları hedeflerinin hizmetine koyabilen kişiler, yaşamlarının kaptan koltuğuna oturmayı başarıyorlar. Yukarıda bahsettiğim yüksek performansın kilit noktası burası.

4. Basamak: Empati. Sosyalleşme kabiliyetinin temeli. Empati kabiliyeti olanlar, içinde bulundukları insan grubunun ihtiyaç ve isteklerini çok daha kolay okuyabiliyorlar.

5. Basamak: İlk dört basamaktaki farkındalıklarla ilişkilerini kurmak ve yönetmek. İlişkilerinizi büyütmenin ve derinleştirmenin, yani network kurmanın yolu buradan geçiyor. Bulunduğunuz ortamda lider konumuna gelebilmeniz için olmazsa olmaz bir yetkinlik bu.

 

Hepimiz bu beş basamağın farklı noktalarında diğerlerine göre daha iyiyizdir. Bazımız 1. basamakta usta iken bazımız 5. basamakta kendimizi daha iyi hissederiz. Burada kilit nokta beynimizin nöro-plastisite yeteneği olduğunu hatırlamamız. Yani bir şeyi tekrar tekrar yapıp rutin hale getirince beyin herşeyi ama herşeyi öğrenme kabiliyetine sahip.

ODTÜ’deki hocam merhum sevgili Prof. Dr. Ahmet Acar’ın hep dediği gibi: Practice makes perfect. Yani alışkanlıklarınız sizi mükemmele götürür.

Sevgili Daniel Goleman’in Duygusal Zeka kitabındaki hazine değerindeki bilgileri paylaştım yine bugünkü yazımda.

Bunları yazarken Gaziantep Anadolu Lisesi’ndeki Matematik hocalarımdan biri ile olan bir anım geldi aklıma.

Anadolu Lisesi sınavlarına girmiş ve sondan bir önceki öğrenci olarak okula girmeye hak kazanmıştım. Sözel konularda, özellikle Türkçe’de çok iyiydim, doğalımda vardı (IQ). Ancak Matematik’te zorlanıyordum.

Sınavdan sonra annem okuldaki Matematik hocama matematiğimi güçlendirmek için neler yapabileceğimizi sordu. Hocam sınav sonucuma baktı ve dedi ki;

“Nil’den Matematik konusunda pek birşey çıkmaz. Siz iyisi mi şimdiden sosyal konulara/mesleklere yönlendirin.”

İşin trajik tarafı, hocam tüm bunları anneme söylerken ben de yanlarındaydım ve her şeyi duyuyordum.

Sevgili hocamın iyi niyetle yön göstermeye çalıştığını sanıyorum. Ancak bunu yapış şekli ve tavsiyeleri baştan aşağı insan doğasına aykırı ve insanın “yapabilme” kabiliyetini tamamen görmezden gelir nitelikteydi.

O noktada içime düşük frekasnlı, yani negatif duyguların, doluştuğunu hatırlıyorum (yukarıdaki listedeki 1. basamak). Ancak bu duyguların ortasında içime inanılmaz bir sükunetin sirayet ettiğini de hatırlıyorum (2. basamak). Sükunet içinde olan biteni düşündüğümde, ertesi gün, matematikte en üst noktaya gelmek için yola çıkmaya karar verdim. Yani içten yanmalı motor hemen devreye girdi (3. basamak). Canım annem bende olan biten her şeyi o kadar güzel gözlemledi ki hemen bana şehirdeki en iyi Matematik öğretmenini ayarladı. Mekanı cennet olsun, Esen Hoca. Esen Hoca, en çok hangi konudan ürktüğümü sordu. Geometri dedim. Bu konuyu en sona atıp iyi olduğum konulardan başlayacağını düşünerek. Ancak Esen Hoca dedi ki;

“Harika! O halde geometriden başlıyoruz!”

Yıllar geçti. Ben planlı şekilde (abartılı şekilde değil) her daim matematik çalıştım. Matematiği anladıkça diğer derslerin de aslında matematiğin üzerine kurulduğunu anladım. Ve matematikte uzmanlaştıkça tüm derslerim roket gibi yukarıya doğru fırladı.

Sonuç?

 

Üniversite sınavlarında ODTÜ İşletme’ye Türkiye’de derece yaparak girdim.

Beynin nöro-plastisite kabiliyetine güzel bir örnek.

Toparlayacak olursak; size ilk ve saf bilgiyi getiren yegane şey duygularınızdır. Bunları doğru kullanıp yöneterek yaşantınızda mucize tadında harikalar yaratabilirsiniz. Beyninizin nöro-plastisite özelliği ile de iyi olmadığınızı düşündüğünüz konularda dahi kimsenin elinize su dökemeyeceği bir uzmana dönüşebilirsiniz.

Bu mühimmat (duygular ve beyin) herkes gibi sizde de var. Lütfen kullanın.

“Duygusal zekası yüksek olan kişilerin, IQ tarafındaki yeteneklerinde daha hızlı ilerlemeleri ve daha fazla ustalaşmaları beklenir.” Mayer ve Salovey

Sevgiyle,