Duygusal hafızamızın deposu amigdala nelere kadir!

Duygusal hafızamız, olaylar hakkında bilincimizden bağımsız, bilinç filtresinden geçmeden evvel, anlık fikir üreten, karar veren yanımız. Duygusal hafızamızın depolandığı yer beynimizdeki amigdala. Amigdalanın bulunduğu limbik sistemdeki hatıra yapısını oluşturan sisteme hipokampus deniyor. Hipokampusu duyhularımızın işletim sistemi olarak görebilirsiniz. Hipokampusun işlemesi sayesinde hatıralar amigdalada depolanıyor ve gerekli zamanda yine hipokampus işletim sistemi tarafından hizmetimize sunuluyor. Örneğin bir ayıyı hayvanat bahçesindeki bir kafeste gördüğümüz zamanla ormanda tam arkamızda beliriverdiği zaman arasında birbiriyle taban tabana zıt duygular yaşarız. Zira atalarımızın DNA’sından bize aktarılan duygusal hafıza, ayının kafesteyken ve kafes dışındayken bizim yaşamımızda yaratacağı etkiler arasındaki farkı bilir. Kafesteyken merak ve eğlence hissiyatını yaratırken arkamızda belirdiğinde bize zarar verebileceği endişesiyle korku duygusunu tetikler. Hipokampus ayıyı tanımlamamıza yardım ederken amigdala ayı ile ilgili duygularımızı türetir, korku veya merak gibi.

Bunların hepsi beynimizde oluyor. Duygularımızın beynimizle bağlantısını görebildiniz mi? Beynimiz, duygularımızı üreten organlara ve sistemlere ev sahipliği yapıyor.

Amigdaladan yükselen duygular ne kadar kuvvetli olursa, kayda geçen hatıralar yaşamımızda o kadar kuvvetli bir etki bırakır. Bu sebeledir ki bize yüksek frekanslı duygular yaşatan hatıralarımızı aradan yıllar da geçse hala ilk günkü tazeliğiyle hatırlarız. Örneğin ilk aşkımızla buluştuğumuz ilk gün veya 11 Eylül’de İkiz Kuleler’e giren uçakları seyrettiğimiz günkü mekan, giydiğimiz kıyafetler, vs. Duygu yoğunluğu ne kadar yüksekse hatıralarımız o kadar kalıcı olur.

Bu aşamada diyebiliriz ki beynimizin iki adet hatıra hafızası var. Biri sıradan hatıralar için, diğeri duygusal yoğunluğumuzun yüksek olduğu hatıralar için. Tahmin edersiniz ki bu depolama alanındaki hatıralar diğerine göre daha canlı ve kalıcı.

Buraya kadar duygularımızın nasıl oluştuğunu ve depolandığını işledik. Şimdi duygularımızı ne zaman kontrol etmeliyiz, bunun hakkında sohbetimize devam edelim.

Amigdala, yukarıdaki girizgahtan da anlayacağınız üzere, güdüsel şekilde, anlık çalışır. Yani geçmiş hatıralardan yola çıkarak sizde anlık duygular yaratarak, sizi korumak adına, bilgiler sunar. Ancak bu bilgilerin bazılarının modası geçmiş olabilir, dikkat edilmesi gereken nokta burası. Amigdalanın bize duygularımız vasıtasıyla gönderdiği sinyalleri körü körüne takip etmek yerine, bu sinyallerin, bilgilerin günümüz koşullarındaki geçerliliğini sorgulayıp ona göre aksiyon almamız önemli. Zira amigdalanın çalışma şekli şöyle: Karşılaştığımız bir olayı, geçmişte karşılaştığımız olaylarla karşılaştırır ve az da olsa bir benzerlik bulduğu anda, şu anda içinde bulunduğunuz koşulları veya donanımınızı göz önüne almadan, sadece bire bir karşılaştırmaya dayanarak alarm zilleri çalmaya başlar. Halbuki bugün karşılaştığımız olay geçmiştekiyle benzer olmasına rağmen biz bugünkü donanımımız ve koşullarımızla bu olayı geçmişe göre daha ehil şekilde yönetebilme kapasitesine sahip olabiliriz. Dolayısıyla amigdaladan gelen “aman dikkat!” mesajı bizi paniğe sürüklememeli. Yani amigdaladan gelen duygusal mesajları filtreden geçirip yönetebilmeliyiz. Duygusal zekanın kritik adımlarından biri. Beynimizin hipokampus (verileri toplayan) ve neo-korteks (mantık süzgecinden geçiren) bölümleri bu işe yarıyor.

Geçmişte duygusal olarak zorlayıcı deneyimler, yani travmalar, yaşayan kişilerin bu konuya, yani duygu yönetimine, ekstra özen göstermesi ve gerekiyorsa profesyonel yardım alması önemli. Örneğin savaştan dönen askerlerde sıklıkla yaşanan “post traumatic stress disorder”, yani travma sonrası stres bozukluğu sendromu gibi. Savaş ortamında yaşadıkları aşırı zorlayıcı duygusal patlamalar amigdalaya altı kalın kalın çizilerek kaydediliyor. Bu askerler eve döndüklerinde kapı gıcırtısına, sokakta arkalarında yürüyen veya alışveriş merkezinde elini cebine atan kişiye aşırı tepkiler verebiliyor, zira amigdala savaş hatıralarından yola çıkarak kontrolsüz şekilde sürekli acil durum mesajları gönderiyor. Askerlerin geçmişte yaşadıkları olaylar pek tabii tehlike ve tatsızlıklarla doluydu ancak eve döndüklerinde bu durum demode oldu. Amigdaladan gelen mesajları bu şekilde filtrelemek, yaşamımıza liderlik edebilmemiz açısından son derece önemli.

Araştırmalar gösteriyor ki amigdalada en çok biriken hatıralar çocukluk dönemi hatıralarımız. Özellikle bize bakan ve bizi büyüten kişi veya kişilerle olan ilişkilerimiz amigdalamıza büyük harflerle yazılan hatıralarımızı oluşturuyor. Biyolojik olarak sebebini aşağıdaki satırlarda göreceksiniz. Bu kişilerle çocukluk dönemimizde yaşadıklarımız ne kadar besleyici ve yapıcı ise yetişkinlik dönemimizde amigdalanın bize gönderdiği mesajlar o kadar rahatlatıcı ve huzur dolu oluyor. Tersi de geçerli. Yani çocukluk döneminde ne kadar travmatik deneyimler yaşarsak, yetişkinlik döneminde amigdaladan gelen mesajlar o kadar ürkütücü ve korku dolu oluyor. Sebebi şöyle; çocukluk döneminde hipokampus, yani amigdaladan gelen mesajları verilerle filtreleyen mekanizma, ve neo-korteks, yani beynimizin mantık ile düşünen kısmı, henüz gelişimini tamamlamadığı için, amigdalayı henüz kontrol edemiyor, yönlendiremiyor. Yani çocuk beyni dışarıdan gelen etkiler karşısında son derece savunmasız. Fizyolojik olarak beyinde amigdala, yani duygusal hafıza, ilk önce gelişen alandır. Hatta insan beynindeki amigdala neredeyse doğar doğmaz gelişimini tamamlamış olarak doğar. Hipokampus ve neo-korteks ise gelişimlerini, amigdaladan çok sonra, zaman içinde tamamlarlar. Dolayısıyla çocuk yetiştirirken aman dikkat! Çocuklukta amigdalanın kaydettiği duygusal hatıralar, hipokampus ve neo-korteks tarafından denetlenemediği için oldukları gibi, çıplak şekilde kaydedilirler.

Duygusal taşkınlıklar yaşayan yetişkinlerin bu taşkınlıklarının sebebi ekseriyetle çocukluk döneminde yaşadıkları travmatik olayların amigdalalarında kontrolsüz şekilde, tüm çıplaklığıyla kayda geçmiş olmasından dolayıdır.

Hadi, kendinizi inceleyin lütfen. Duygusal taşkınlıklarınızı tespit edin ve bunları fark edin. İzlediğinizde göreceksiniz ki duygusal aşırılıklarınız amigdalanızda depolanmış bir takım hatıralarınız tarafından tetikleniyor. Bunu idrak ettikten sonra ise hipokampus ve neo-korteksinizden yardım alın. Yani bugünkü koşullarınızda, bugünkü mühimmatınızla neyi daha farklı yapabilir, olaylara nasıl daha farklı yaklaşabilirsiniz? Alternatiflerinizi belirleyip geçmişinizden gelen yol haritanıza farklı bir istikamet verebileceğinizi idrak ettiğiniz anda yaşamınızın tüm kontrolünü elinize aldığınızı göreceksiniz. Bu, inanılmaz haz veren ve öz güveni tesis eden bir sıçrama.

Hadi başlayın!

Bugünkü yazım da Daniel Goleman’in Duygusal Zeka kitabından edindiğim esinle yazıldı. Yazmak öyle bir araç ki benim için, hem öğrenmeme hem de öğrendiklerimi sizinle paylaşmama vesile oluyor. Ne mutlu bana!

“Eski anılarımız yeni umutlarımız olmalıdır.” Arsene Houssaye

Sevgiyle,