Günümüz eğitimini ve okuduğumuz yıllardaki eğitimi karşılaştırdığımız zaman, insanın ağzı bir karış açık kalıyor.
Nereden, nereye gelmişiz!
***
Gerek dünya sıralamasında ki yerimize bakıldığında, gerekse üniversite, lise, ortaokul ve ilkokul mezunlarıyla konuştuğumuzdan, eğitimimizin hiçte iyi olmadığını görüyoruz.
Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, müfredatın ve sınıf geçme yönetmeliğinin iyi olmaması, ikincisi de veliler.
***
Eskiden bir çocuğu, ustaya korken bile “Eti senin, kemiği benim” derdi büyüklerimiz.
Bunun anlamı, “çocuğa mesleği öğretecek olan sensin; istediğin gibi davrana bilirsin, hatta dövebilirsin, artık her şey senin elinde,” demekti.
Okuduğumuz dönemde, velilerimiz bizleri, bu düşüncelerle okula kaydettirirlerdi.
Öğretmenden dayak yediğimizi (aslında dayak yanlış) eve gelip söylemiş olduğumuz da, anne veya babamız “Gör ki ne suç işledin” der, bir dayak da onlardan yerdik.
Şimdi, çocuğu eğitmek için hafifçe kulağı çekilse; bütçe kifayetsizliğinden çocuklara okulun bahçesi temizletilse, bunu duyan veli okula koşup, “ne hakla çocuklarımıza bahçe temizliği yaptırıyorsunuz, çocuklarımız sizin hizmetçiniz mi?” veya “çocuğumuza neden ‘adam olamazsın’ diyorsunuz” diye çıkışıyorlar.
Bu durum, öğretmen ile öğrenci ilişkisine etki etmekte; öğrenci öğretmeni hesaba almamağa itebilmektedir.
***
Diğer taraftan, birçok öğretmen adaylarının, bihakkın yetiştirilmeden ve atanmaları yapılırken, mülakat müessesesinin, yazılı sınav sonuçlarının, önünde tutulmaları eğitimin aksamasının bir sebebi olabilir.
***
Yazılı günlerinin önceden bildirilmesi, diploma alırken sınavların kaldırılması, nerede ise sınıfta kalmanın kalkmış olması, eğitimimizi bu hale getirmiştir.
Birkaç gün sürecek “ÖĞRETMENLİĞİM” yazım, bir nebze de olsa eski eğitim-öğretimi sizlere tanıtmaya yetecektir.
Hoşça kalın, sağlıcakla kalın.
Orhan YALKIN