EKONOMİDE GERÇEKÇİ ÖZ DEĞERLENDİRME

Ekonomi çoğu zaman rakamların, grafiklerin ve teknik kavramların dünyası gibi algılansa da işin özünde insan davranışı, kurumsal refleksler ve toplumsal algılar yer alır.

Bu nedenle ekonomik başarı ya da başarısızlık yalnızca dış koşullarla, küresel dalgalarla ya da “şans” faktörüyle açıklanamaz. Asıl belirleyici unsurlardan biri, ekonominin kendisiyle ne kadar dürüst bir ilişki kurabildiğidir. İşte tam bu noktada “gerçekçi öz değerlendirme” kavramı, ekonomik yönetimin ve toplumsal refahın temel taşlarından biri olarak öne çıkar.

Gerçekçi öz değerlendirme, bir ekonominin güçlü ve zayıf yönlerini, fırsatlarını ve kırılganlıklarını süslemeden, örtmeden ve ertelemeden kabul edebilme kapasitesidir. Bu yaklaşım; ne aşırı iyimserlikten beslenen bir özgüven gösterisi ne de sürekli karamsarlık üreten bir savunma refleksidir. Aksine, ayakları yere basan, veriye dayalı ve uzun vadeli düşünmeyi esas alan bir zihniyetin ifadesidir.

Kendini Olduğundan Güçlü Göstermek: Tehlikeli Bir Yanılsama
Ekonomiler zaman zaman kendi performanslarını olduğundan daha iyi gösterme eğilimine girer. Büyüme oranları öne çıkarılırken verimlilik sorunları göz ardı edilir, kısa vadeli kazanımlar yapısal ilerleme gibi sunulur, geçici rahatlamalar kalıcı başarı olarak anlatılır. Bu durum, ilk bakışta toplumsal moral açısından işlevsel gibi görünse de orta ve uzun vadede ciddi riskler barındırır.
Çünkü gerçekçi olmayan bir öz değerlendirme, yanlış politika tercihlerine zemin hazırlar. Enflasyonun nedenleri tam olarak kabul edilmeden fiyat istikrarı sağlanamaz; verimlilik açığıyla yüzleşmeden sürdürülebilir büyüme mümkün olmaz; gelir dağılımındaki bozulma açıkça tanımlanmadan sosyal refah artırılamaz. Sorunun adını doğru koyamayan bir ekonomi, çözüm üretmek yerine günü kurtaran önlemlerle oyalanır.

Bu noktada gerçekçi öz değerlendirme, bir zayıflık göstergesi değil; aksine stratejik bir güçtür. Kendini doğru tanıyan ekonomi, neyi yapabileceğini ve neyi yapamayacağını bilir. Bu da kaynakların daha etkin kullanılmasını, beklentilerin daha sağlıklı yönetilmesini ve risklerin daha erken fark edilmesini sağlar.
Aşırı Özgüven ile Sürekli Savunma Arasında İnce Bir Çizgi
Ekonomik yönetimde iki uç yaklaşım sıkça görülür. Birincisi, aşırı özgüvenli bakış açısıdır. Bu yaklaşımda ekonomi, her türlü dış şoka karşı dayanıklı ilan edilir; sorunlar ya küçümsenir ya da tamamen dış faktörlere bağlanır. İkincisi ise sürekli savunma pozisyonunda olan, her gelişmeyi “olağanüstü koşulların” sonucu olarak açıklayan ve kendi sorumluluk alanını daraltan bakış açısıdır.

Gerçekçi öz değerlendirme bu iki uç arasında dengeli bir duruş gerektirir. Ekonomi ne sürekli kendini alkışlayan bir anlatının esiri olmalıdır ne de kronik bir mağduriyet söylemiyle yönetilmelidir. Sağlıklı olan, başarıların nedenlerini doğru analiz etmek kadar, başarısızlıkların sorumluluğunu da açıkça üstlenebilmektir.
Bu denge kurulduğunda ekonomik aktörlerin güveni artar. Yatırımcı, tüketici ve üretici; karar alıcıların tabloyu olduğu gibi gördüğüne inandığında daha rasyonel davranır. Belirsizlik azalır, beklentiler daha öngörülebilir hale gelir. Ekonomide güvenin temelinde de tam olarak bu şeffaflık ve tutarlılık yatar.
Veriye Dayalı Dürüstlük ve Kurumsal Olgunluk
Gerçekçi öz değerlendirmenin en önemli dayanağı veridir. Ancak burada yalnızca veri üretmek değil, üretilen veriye nasıl yaklaşıldığı da belirleyicidir. Veriyi seçici biçimde kullanmak, yalnızca olumlu göstergeleri öne çıkarıp olumsuzları görünmez kılmak, öz değerlendirmeyi anlamsızlaştırır.

Kurumsal olgunluk, verinin hoşumuza gitmeyen sonuçlarını da kabullenebilme cesaretini gerektirir. İşsizlik artıyorsa bunu geçici bir sapma olarak değil, yapısal bir uyarı olarak okumak gerekir. Cari denge bozuluyorsa, bunu sadece küresel koşullara bağlamak yerine iç dinamikleri de masaya yatırmak şarttır. Gerçekçi öz değerlendirme, “neden” sorusunu ertelemeyen bir yaklaşımı zorunlu kılar.
Bu tutum aynı zamanda politika yapım sürecini de iyileştirir. Sorunlar net tanımlandığında, çözüm setleri daha hedefli ve daha etkili olur. Popüler ama etkisiz adımlar yerine, kısa vadede zorlayıcı olsa da uzun vadede fayda üreten politikalar tercih edilebilir.

Toplumsal Algı ve Ekonomik Olgunluk
Ekonomide gerçekçi öz değerlendirme yalnızca karar alıcıların meselesi değildir. Toplumun genel ekonomik algısı da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Sürekli olarak “en iyiyiz” ya da “her şey çok kötü” söylemleriyle beslenen bir toplumsal zihin, sağlıklı ekonomik tartışma üretemez.
Toplumsal olgunluk, başarıları takdir ederken eksikleri de konuşabilme kapasitesidir. Bu, umutsuzluk değil; aksine bilinçli bir iyimserliktir. Gerçek durumun farkında olan toplum, geçici fedakârlıkları daha kolay kabullenir, uzun vadeli hedeflere daha güçlü destek verir. Çünkü ne için çaba harcadığını bilir.

Sonuç: Gerçekle Yüzleşmeden Güçlü Bir Ekonomi Kurulamaz
Ekonomide gerçekçi öz değerlendirme, konforlu bir alan değildir. Zayıflıkları kabul etmeyi, hatalarla yüzleşmeyi ve bazen alışılmış söylemleri terk etmeyi gerektirir. Ancak tam da bu nedenle değerlidir. Çünkü sürdürülebilir büyüme, kalıcı refah ve güçlü kurumlar; yalnızca gerçeği olduğu gibi görme cesareti gösteren ekonomilerde filizlenir.

Kendini olduğundan iyi görmek geçici bir rahatlık sağlar, kendini sürekli kötü görmek ise hareketsizliğe yol açar. Oysa gerçekçi öz değerlendirme, ekonomiye pusula kazandırır. Neredeyiz, nereye gidebiliriz ve hangi riskleri göze alıyoruz sorularına dürüst cevaplar veren bir ekonomi, belirsizlik çağında en büyük avantajı elde eder: öngörülebilirlik ve güven.
Sonuç olarak, güçlü ekonomi olmanın yolu her zaman daha yüksek sesle konuşmaktan değil; daha doğru soruları sormaktan geçer. Gerçekçi öz değerlendirme, bu soruların başlangıç noktasıdır.