Ekonomik büyüme rakamları kimi zaman manşetleri süsler, ülkelerin başarı hikâyeleri olarak sunulur. Ancak büyüme hızının arkasındaki kaynak dağılımı bozulduğunda, bu rakamların yansıttığı gerçeklik büyük ölçüde tartışmalı hale gelir. Son yıllarda Türkiye dâhil pek çok ülkede ekonomik kaynakların verimsiz alanlara yönelmesi, finansal ve reel sektör dengelerinin kırılganlaşması, kamu kaynaklarının giderek daha sınırlı bir kesimi desteklemesi gibi sorunlar, ekonomik performansı derinden etkileyen bir gölge oluşturuyor. Kaynak dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal eşitliği, bölgesel kalkınmayı ve uzun vadeli refahı doğrudan etkileyen yapısal bir problem.
Sermaye Yanlış Kullanıldığında Büyüme Değer Üretemiyor
Ekonominin temel mantığı, sınırlı olan kaynakları en yüksek katma değer üreten alanlarda kullanmaktır. Ancak son dönemde gerek yüksek belirsizlik gerek değişen teşvik politikaları nedeniyle sermayenin yönü giderek üretimden uzaklaşırken, kısa vadeli finansal araçlara ve gayrimenkule kayıyor. Bu durum, yatırımın niteliğini düşürdüğü gibi ekonominin uzun vadeli potansiyelini de törpülüyor.
Özellikle gayrimenkul yatırımlarının yüksek getiri beklentisiyle artması, tasarrufların üretken olmayan bir alana yönelmesine yol açıyor. Teknoloji, imalat, yeşil dönüşüm gibi stratejik sektörlerde yatırım iştahının zayıflaması ise üretim kapasitesinin yenilenememesi anlamına geliyor. Ekonomistler, “kaynak tuzağı” denilen bu sürecin uzun dönemde verimlilik kaybı yaratacağını ve büyüme hızını yapısal olarak azaltacağını vurguluyor.
Kamu Kaynakları: Daralan Alan, Artan Yük
Kamu maliyesinin sınırları netleşiyor: artan borçlanma maliyetleri, sosyal harcamalarda genişleyen baskı, altyapı yatırımları için daralan alan… Bu tabloda kamu kaynaklarının dağılımındaki bozulma daha da görünür hale geliyor.
Bir yandan faiz yükü gittikçe artarak bütçede önemli bir pay kaplarken, diğer yandan stratejik sektörlere ayrılabilecek fonlar sınırlanıyor. Böylece kamu maliyesi, uzun vadeli kalkınma için gerekli yapısal dönüşümleri desteklemekte zorlanıyor. Ayrıca gelir dağılımındaki bozulma, kamunun geniş kesimlere yönelik sosyal destek ihtiyacını artırıyor. Bu da bütçeyi daha fazla sıkıştırarak yatırım kapasitesini kısıtlıyor.
Kamu yatırımlarının bölgesel dağılımında da belirgin eşitsizlikler oluşuyor. Büyük şehirler ve belirli bölgeler kaynakların çoğunu alırken, geri kalan alanlarda altyapı ve üretim kapasitesi zayıflıyor. Bu da bölgesel kalkınma farklarını artırarak iç talep dengesini bozuyor.
Finansal Kaynaklar Reel Sektörden Uzaklaşıyor
Kaynak dağılımındaki bozulmanın en belirgin alanlarından biri de finansal piyasalar. Bankacılık sistemi hâlâ ekonominin omurgası konumunda olsa da son yıllarda kredi genişlemesi ile beklenen üretim artışı arasında kopukluk gözleniyor. Fonlar reel sektöre değil, kamu borçlanmasına veya kısa vadeli ticari hareketlere yöneldikçe üretimden uzak bir büyüme modeli ortaya çıkıyor.
Finansmanın giderek pahalılaşması, özellikle KOBİ’lerin yatırım ve üretim kapasitesini sınırlıyor. Büyük işletmeler dahi uzun vadeli planlarını ertelemeye başlıyor. Böyle bir ortamda ekonominin enerjisi, verimlilik artışı sağlayacak yatırımlardan çok zorunlu görev niteliği taşıyan faaliyetlere harcanıyor.
İşgücü Kaynakları da Verimsiz Dağılıyor
Kaynak dağılımı yalnızca sermaye ve finansla sınırlı değil; insan kaynağı da ekonominin en kritik unsuru. Ancak işgücü piyasalarında yaşanan uyumsuzluk, genç nüfusun eğitim düzeyi ile işgücü talebi arasındaki farkın açılması, nitelikli çalışanların yurt dışına yönelmesi gibi olaylar, kaynak dağılımındaki bozulmanın başka bir yüzünü oluşturuyor.
Son yıllarda belirli sektörlerde yığılma olurken, bazı stratejik alanlarda ciddi nitelikli personel açığı doğuyor. Bu durum hem ücret dengesini bozuyor hem de ülkenin rekabet gücünü sınırlıyor. İşgücü planlamasının eksikliği, ekonominin beşerî sermayesini gerektiği gibi değerlendirememesine yol açıyor.
Yüksek Belirsizlik Ortamı Kaynakların Dağılımını Bulandırıyor
Jeopolitik riskler, seçim belirsizlikleri, küresel faiz hareketleri ve bölgesel ekonomik baskılar… Belirsizlik arttığında, ekonomik aktörler daha korunaklı alanlara yöneliyor. Bu da kaynak dağılımının kısa vadeli güvenli limanlara yığılmasına neden oluyor.
Belirsizliği azaltmanın yolu ise şeffaf ve öngörülebilir ekonomi politikalarından geçiyor. Orta vadeli programların uygulanabilirliği, merkez bankası politikalarının tutarlılığı ve sektörel teşviklerin öngörülebilir olması, kaynakların daha rasyonel alanlara kaymasını sağlayacak temel unsurlar.
Sürdürülebilir Kalkınma İçin Kaynak Dağılımının Yeniden Tasarlanması Şart
Ekonomik kaynak dağılımında yaşanan bu bozulmanın uzun vadeli etkileri yalnızca büyüme hızının düşmesiyle sınırlı değil. Toplumsal refahın azalması, bölgesel eşitsizliklerin derinleşmesi, gelir dağılımındaki bozulma ve yatırım kapasitesinin zayıflaması gibi sonuçlar, tüm ekonomik yapıyı tehdit ediyor.
Bu nedenle politika yapıcıların önceliği, kaynak dağılımını yeniden etkin ve üretken hale getirecek bir çerçeve oluşturmak olmalı. Stratejik sektörlere yönelik teşviklerin güçlendirilmesi, uzun vadeli yatırım fonlarının geliştirilmesi, kamu maliyesinde harcama kalitesinin artırılması ve işgücü planlamasının güçlendirilmesi; bu sürecin temel bileşenleri olarak öne çıkıyor.
Ekonomiler, kaynaklarını nereye yönelttikleri ölçüde güçlüdür. Günümüz dünyasında verimlilik, inovasyon ve sürdürülebilirlik, kaynak dağılımının merkezine yerleştirilmediği sürece kalıcı bir refah hikâyesi yazmak mümkün görünmüyor. Bu nedenle kaynak dağılımındaki bozulmanın giderilmesi, yalnızca ekonomik bir zorunluluk değil; aynı zamanda geleceğe dair bir toplumsal taahhüt olarak ele alınmalı.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar