Ekonomik Kriz ve Muhalefet

Görüşlerimizi, çeşitli yollardan kamuoyuyla paylaşırken, iktidar ve muhalefet dâhil olmak üzere, her kesimi eleştiri konusu yapıp, olması gerekeni ortaya koymak çok önemlidir.

Bu anlamda iktidarın uyguladığı politikaları değerlendirmek kadar, önem verdiğiniz, alternatif çözümler beklediğiniz muhalefetin, önerdiği politikaları da değerlendirmek önemlidir.

İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik krizin nedeni konusunda birçok muhalefet partisi ve muhalif liderin görüşü, krizin, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi nedeniyle ortaya çıktığı ve doğal olarak parlamenter sisteme geçilirse bu krizin biteceği yönünde. Bu görüşler, yüzeysel ve yanıltıcı olduğu kadar, halkın gerçekçi çözümler aramasının önündeki en büyük engellerdir de aynı zamanda.

Konuyu tartışmadan önce bir örnek olması bakımından bugünkü krize benzer krizlerin yaşandığı 1994 ve 2001 krizleri verilebilir. Her iki dönemdeki krizler yaşanırken ülkenin parlamenter sistemle yönetildiğini hatırlamak yeterlidir.

Bize göre, içinden geçmekte olduğumuz kriz, genelde kapitalist sistemin devresel olarak yaşadığı karların azalması ve verimliliğin düşmesi sonucu yaşanılan kriz, özelde de, birikim rejiminde yaşanan tıkanıklıktır. AKP’nin, iktidara geldiği 2002’den bu yana uygulamaya çalıştığı neoliberal politikalar sayesinde 2007 yıloına kadarki süreci döviz bolluğu, uzun vadeli ucuz kredi, sendikaların etkisizleştirilmesi ve büyüme rakamları ile ekonomik sistemi sorunsuz yürütebildi.

Bu süreçte emek açısından taşeronlaştırma, güvencesizleştirme, reel ücretlerin düşürülmesi, örgütsüzleştirme ve sarı sendikaların etkili-yetkili hale gelmesi, kapitalist sistem açısından karların arttığı, sömürünün semirdiği bir dönem oldu. AKP’yi destekleyen MÜSİAD orijinli muhafazakâr sermaye fraksiyonlarının bir bölümü içe dönük üretim, ucuz işçilik, ucuz kredi olanaklarıyla büyüyerek, inşaat sektöründe de söz sahibi olan ve ödeme garantili projelerle semiren 5’li gruba evrildi. nşaata ve Suriyeli işçilerle birlikte ucuz emeğe dayalı birikim rejiminin tepe noktası olan 2018 yılında başlayan ekonomik tıkanıklık bugün ülkenin parası da dâhil bütün ürünlerinin ucuzlatılması, ihracatın arttırılması, yeni dış sermaye çekilmesi ve dış borçların azaltılarak, ekonomik dengenin sağlanması ve faize olan bağımlılığın bitirilmesi yoluyla atlatılmaya çalışılıyor. Ancak unutulan nokta, Hükümetin elinde para ve maliye politikası araçlarının azalması, kamuya ait ekonomik gücün ve üretim tesislerinin olmamasıdır.

İnşaat sektörü, faaliyetlerin devam ettiği sürece istihdam ve katma değer yaratan bir özelliğe sahiptir. İnşaat faaliyetleri bittiği anda istihdam ve katma değer biter. İnşaat faaliyetlerini ilelebet sürdürmek de mümkün olmadığına göre, birikim rejimini değiştirmek iktidar açısından elzem hale gelmiştir.

Bugün denenen yüksek kur-düşük faiz-ucuz emek-ucuz ürün-ihracat-cari fazla-sarı sendika ve otoriter yönetim politikaları, yaşanan kapitalist devresel krizi aşmaya yetmeyecektir.

Çözüm; ne iktidarın uyguladığı eski ve yeni politikalar, ne de muhalefetin, uygulayacağı ekonomik politikalardan söz etmeyerek her şeyi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bağlayan anlayışıdır.

Çözüm; kapitalist ekonomik sistemi, özel mülkiyeti, temsili demokrasiyi ve kapitalist devleti reddeden bir yerden başlamaktır.

ÇÖZÜM; bireysel özyönetim, toplumsal özyönetim, ekonomik özyönetim ve siyasal özyönetime dayalı sosyalist toplumdur…