EKONOMİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜMESİ

Ekonomik büyüme, ülkelerin refah düzeyini artıran, istihdam yaratma kapasitesini güçlendiren ve toplumsal yaşam kalitesini yükselten temel unsurlardan biridir. Ancak büyüme yalnızca rakamlardan ibaret değildir; sürdürülebilirliği, uzun vadeli istikrarı ve kaynakların etkin kullanımını gerektirir. Son yıllarda özellikle iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler, büyümenin niteliği kadar niteliğinin de önemini ortaya koymuştur. Bu bağlamda sürdürülebilir ekonomik büyüme, sadece GSYH artışı değil, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları dengeleyen bir yaklaşımı ifade etmektedir.

Sürdürülebilir büyümenin temel taşlarından biri, doğal kaynakların verimli ve dengeli kullanılmasıdır. Fosil yakıtlara dayalı, çevreyi tahrip eden üretim modelleri kısa vadede yüksek büyüme oranları sunabilir, ancak uzun vadede hem ekonomik hem de ekolojik maliyetleri ağır olur. Bu nedenle enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve döngüsel ekonomi uygulamaları, modern ekonomilerin büyüme stratejilerinde giderek öncelikli hale gelmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde karbon nötr hedefleri, ülkelerin üretim ve tüketim alışkanlıklarını dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Benzer bir yaklaşım Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de kritik önem taşımaktadır; çünkü ekonomik büyüme, doğal sermayeyi tüketmeden ve çevresel riskleri artırmadan sağlanmalıdır.

Ekonomik sürdürülebilirliği etkileyen bir diğer faktör ise sosyal boyuttur. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, toplumun üretken kapasitesini sınırlamakta ve uzun vadeli büyümeyi riske atmaktadır. Bu nedenle kapsayıcı büyüme politikaları, sadece ekonomik verimliliği değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendirmelidir. İşgücü piyasasında kadınların ve gençlerin aktif katılımının artırılması, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının yükseltilmesi ve eğitime yapılan yatırımlar, sürdürülebilir büyümenin sosyal boyutunu güçlendiren önemli adımlardır.

Teknolojik dönüşüm ve inovasyon ise sürdürülebilir büyümenin diğer kritik ayağını oluşturur. Yapay zekâ, dijitalleşme ve otomasyon gibi teknolojik gelişmeler, üretkenliği artırırken aynı zamanda kaynak kullanımını optimize etme imkânı sunar. Ancak bu süreç, doğru politikalarla desteklenmezse işgücü piyasasında eşitsizlikleri derinleştirebilir ve sosyal dengesizliklere yol açabilir. Bu nedenle devletlerin, özel sektörün ve üniversitelerin birlikte çalışarak inovasyon ekosistemini geliştirmesi, Ar-GE yatırımlarını artırması ve teknolojik dönüşümü kapsayıcı bir şekilde yönlendirmesi gerekmektedir.

Makroekonomik istikrar da sürdürülebilir büyüme için vazgeçilmez bir unsurdur. Enflasyon, faiz ve döviz kurlarındaki istikrarsızlıklar, yatırım kararlarını olumsuz etkiler ve uzun vadeli planlamayı zorlaştırır. Bu noktada para ve maliye politikalarının uyumlu bir şekilde yürütülmesi, finansal sistemin sağlamlığı ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliği kritik rol oynar. Örneğin, bütçe açıklarının kontrol altında tutulması, kamu borcunun yönetilebilir seviyelerde kalması ve şeffaf mali politikalar, özel sektör yatırımlarını teşvik eden bir güven ortamı yaratır.

Sürdürülebilir büyüme aynı zamanda uluslararası iş birliğini ve küresel entegrasyonu gerektirir. Küresel tedarik zincirleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemeleri, ülkelerin büyüme modellerini doğrudan etkiler. Özellikle gelişmekte olan ekonomiler, dışa bağımlı sektörlerde yaşanan dalgalanmalara karşı savunmasızdır. Bu nedenle ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği, dış şoklara karşı dirençli ve esnek bir yapı kurmayı da içerir.

Özetle, sürdürülebilir ekonomik büyüme, sadece kısa vadeli üretim artışı ve GSYH büyümesiyle ölçülemez. Doğal kaynakların korunması, sosyal adaletin sağlanması, teknolojik dönüşümün doğru yönetilmesi ve makroekonomik istikrarın sağlanması, büyümenin kalitesini belirleyen temel kriterlerdir. Bugün atılacak adımlar, geleceğin ekonomik refahını doğrudan şekillendirecektir. Ülkeler, çevresel ve sosyal sorumlulukla desteklenmiş, uzun vadeli planlama ve kapsayıcı politikalarla güçlendirilmiş bir büyüme stratejisi benimseyerek hem kendi vatandaşlarına hem de küresel ekonomi sistemine katkıda bulunabilir.

Sürdürülebilir büyüme, bir anlamda “geleceğe yatırım yapmak” demektir. Bugünün ekonomik kararları, yarının refahını ve istikrarını belirler. Bu nedenle politika yapıcılar, iş dünyası ve toplumun tüm kesimleri, büyümenin niceliği kadar niteliğine de odaklanmak zorundadır. Aksi takdirde kısa vadeli kazançlar, uzun vadede sürdürülebilirliği tehdit eden bir maliyet haline dönüşebilir.

Ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği, çağımızın en kritik meselelerinden biridir ve bu alanda atılacak her adım hem bugünü hem de yarını güvence altına alma sorumluluğunu taşır. Kaynakları verimli kullanmak, toplumsal eşitliği sağlamak ve teknolojiyi doğru yönetmek, sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda etik bir zorunluluktur.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar