Oysa hayatın en büyük hafifliği, kontrol alanını tanımakla başlar. İnsana iyi gelen şey; neyi değiştirebileceğini, neye dokunabileceğini, nerede durması gerektiğini bilmesidir. Senin kontrolünde olmayan şeyler için stres yapmak, yağmur yağarken ellerinle gökyüzünü kapatmaya çalışmak gibidir imkânsızdır ve sadece seni ıslatır.
Bir insana, bir duruma, bir sonuca zorla yön veremezsin. Bazen kapılar sen açmaya çalıştıkça kapanır, bazen de bırakınca kendiliğinden aralanır. Hayatın kendi akışı vardır ve biz o akışa direnç gösterdikçe yıpranırız. Çünkü bazı şeyler bizim çabamızla değil, zamanın kendi ritmiyle şekillenir.
Bu yüzden, gücün yettiğine odaklanmak bir seçim değil, bir bilgeliktir. Duyguların, sınırların, tepkilerin… Bunlar senin alanındadır. Ama başkalarının davranışları, düşünceleri, kararları…
Bunlar senin sorumluluğunda değildir. Sorumluluğun sadece kendine karşıdır: Kendi iyiliğine, kendi huzuruna, kendi sağlığına.
Bazen bir adım geri çekilmek teslimiyet değil; farkındalıktır. ‘’Bu benim elimde değil’’ diyebilmek, insanın ruhunu özgürleştiren cümledir. Çünkü bırakmayı öğrendiğin an, hayatını zorlaştıran düğümler kendi kendine çözülmeye başlar.
Kontrolün dışındaki şeyler için stres yapmak sadece enerjini tüketir. Ama kontrolündeki şeyler üzerine odaklanmak, hayatını dönüştürür. Bu nedenle bazen en doğru seçim, akışa güvenmek ve kendi iç dengene sahip çıkmaktır.