Engellemek Masumiyet Değildir

Barışacak yüzü yok.
Hatasını kabul edecek özgüveni yok.
Kendini savunacak sözü yok.
O yüzden susuyor.
Çünkü bazı insanlar için susmak, olgunluk değil; hesap vermekten kaçmanın en konforlu yoludur. Konuşsa sorular gelecek.
“Bunu neden yaptın?” denilecek. “Burada hata yapmadın mı?” denilecek. Belki de kendi cümleleriyle yüzleşmek zorunda kalacak.
Buna cesareti yoksa ne yapacak? Engelleyecek. Çünkü engellemek, bugünlerde insanların tartışmayı kazanmak için bulduğu en kolay yöntem. Karşındakinin sesini susturunca haklı olduğunu sanmak… Cevap vermeyince güçlü, uzaklaşınca mağdur, anlatmayınca masum olduğunu düşünmek… Sonra birileri soracak: “Ne oldu?”
İşte asıl hikâye orada başlayacak. Çünkü gerçekleri anlatmak yerine, kendi yazdığı senaryoyu anlatacak. Kendisini haklı, karşısındakini problemli gösterecek. Kendi payını küçültecek, karşı tarafın hatasını büyütecek. Söylenmeyenleri söylenmiş, yapılmayanları yapılmış gibi anlatacak. Ve zamanla kendi anlattığı hikâyeye kendisi de inanacak. İnsanın kendini kandırmasının en tehlikeli biçimi budur zaten: Gerçeği değiştiremediğinde, anlatıyı değiştirirsin. Çünkü bazı insanlar özür dilemektense hikâyeyi değiştirmeyi tercih eder. Hatasını kabul etmek yerine gerekçe üretir. Kırdığı insanla yüzleşmek yerine onu suçlar.
Kendi davranışının sonuçlarıyla uğraşmak yerine, karşısındakinin karakterini tartışmaya açar.
Sonra da buna “kendimi koruyorum” der. Hayır. Bu, olgunca bir tavır olmayıp, sadece kendi egonla arana perde çekmektir. Çünkü gerçek bir yüzleşme cesaret ister. İletişim ister. İletişim içinde beş dil bilmenize gerek yoktur, bir dudak bir dil yeterlidir. Bir olmadı demek, vedalaşmak olgun insan tavrıdır. Ama bu kelime, bazı insanlara dünyanın en ağır cümlesi gibi gelir. Çünkü o cümleyi kurduğun anda kurduğun bütün savunma duvarları yıkılır.
Barışmak da her zaman geri dönmek demek değildir. Bazen sadece “Benim de payım vardı” diyebilecek kadar dürüst olmaktır. Ama bunun için önce insanın kendi hikâyesindeki kahraman rolünden vazgeçmesi gerekir. Bazıları bunu yapamaz. Onlar için herkes suçludur; bir tek kendileri hariç. Herkes yanlış anlamıştır. Herkes abartmıştır. Herkes kötü niyetlidir.
Herkes problem çıkarmıştır. Bir tek kendileri masumdur. Ve böyle insanlar en sonunda yalnız kaldıklarında bile yalnızlığın nedenini kendilerinde aramazlar. Çünkü kendi hikâyelerinde suçlu hiç olmadılar. Sadece “anlaşılmadılar.” Belki de mesele tam olarak budur. Bazı insanlar seninle konuşmuyor değildir. Kendi gerçekleriyle konuşmaktan kaçıyorlardır. Seni engellemesi seni susturmaz. Sadece onun, senin söyleyeceklerinle yüzleşmeye hazır olmadığını gösterir. Seni başkalarına anlatması da gerçeği değiştirmez. Bir insanın kendi hikâyesini kalabalıklara anlatması, o hikâyeyi gerçek yapmaz. Çünkü hakikat, kimin daha güzel anlattığına göre şekillenmez. Ve günün sonunda herkes kendi vicdanıyla baş başa kalır.
İşte o zaman engel koyacak kimse de kalmaz. Anlatacak yeni bir hikâye de. Sadece insan kalır.
Ve aynadaki yüz. O yüz, insanın kaçtığı bütün gerçekleri bir gün mutlaka önüne koyar.
Bazı hesaplar mahkemede değil, insanın kendi vicdanında görülür.
Ve vicdanın verdiği kararın temyizi yoktur.