Jeffrey Epstein davası bir isimden ibaret değildir.
Bu dava, gücün kirlenmiş hâlinin çocukların hayatına nasıl sızabildiğinin simgesidir.
Bu olayda yer alanlar, yalnızca bireysel sınırları ihlal etmedi.
Bir neslin güven duygusunu sarstı.
Ve belki de en ağır olanı şu:
Bazı yetişkinler kendi konumlarını, kendi çevrelerini, kendi çıkarlarını korurken;
çocukların korunması ikinci plana itildi.
Bu affedilmez bir zayıflıktır.
Bu, yalnızca hukuki değil; vicdani bir çöküştür.
Bugün sosyal medyada bu davayı okuyan bir çocuk şunu düşünüyor:
“Demek ki güçlü olan her şeyi yapabiliyor.”
Bir ergen şunu hissediyor:
“Eğer bu kadar insan sustuysa, ben konuşsam ne değişir?”
Bu düşünce bir çocuğun zihnine düşmemeliydi.
Ama düştü.
Bu tür olaylara karışanlar yalnızca mağdurlara zarar vermedi.
Toplumsal güveni kemirdi.
Çocukların dünyayı basit ve güvenli algılama hakkını gasp etti.
Güç, korumak için vardır.
Eğer zarar veriyorsa, o artık güç değil;
sınır tanımazlıktır.
Bir toplum, en zayıfını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Çocukların korkusunu görmezden gelen her yapı,
kendi meşruiyetini de zayıflatır.
Bugün mesele geçmişte ne olduğundan çok daha büyüktür.
Mesele şudur:
Çocuklar artık dünyaya daha temkinli bakıyor.
Daha erken büyüyor.
Daha erken şüphe ediyor.
Ve bu, bir nesle yapılabilecek en ağır haksızlıktır.
Çünkü bir çocuğun güveni kırıldığında,
sadece bir hayat değil;
geleceğin kendisi yaralanır.
Eğer çocuklar korkuyorsa,
hiç kimse gerçekten güçlü değildir.