ERENLER

Bir süre önce sınır komşularımızdan birisinde; yönetim şekillerinden dolayı ahaliyle yöneticiler arasında sorunlar yaşanmaya başlamıştı. Malum ülkeyle yakın ilişkiler içinde olan diğer ülkeler arabulucu olmak istedi.

Ama komşu ülke yönetimi bildiğini okumaya devam edince diğer komşular, ne haliniz varsa görün diyerek kendiişlerine güçlerine baktılar. 

Malum ülkede o zamandan bu güne kardeş kanı dökülüyor. Ülke cayır cayır yanıyor. Dün sadece yardımcı olmak için yapmayın etmeyin diyen o ülkenin müttefikleri bugün kan gölüne dönen ülkeyi paylaşmaya çalışırken, paylarına büyük parçanın düşmesi için ellerinden gelen bütün politik hünerlerini sergiliyorlar.

Bana imkân ver size yardımcı olalım diyenler ise bu günlerde nasıl yardım edebileceklerini düşünüp duruyorlar…

***

Ramazanın içinde olunur da ERENLERDEN bahsetmeden; bir iki Bektaşi fıkrası anlatmadan olur mu?

***

Dilencinin birisi Bektaşi Dervişi'ne: “Bana on para ver de sana dua edeyim” der.

Bizim Erenler bu teklifi hiç önemsemeyerek yoluna devam eder. Öbürü sakız gibi yapışmıştır. Peşini bırakmaz.

Dilenci üsteleyerek “on para ver de, sana dua edeyim. Benim duam geçer” diyerek ısrar eder.

Erenler yine oralı olmaz yoluna devam eder.

Bunun üzerine dilenci babanın kolundan yakalayarak: “dua etmesini neden istemediğini” sorar.

Bektaşi Derviş’i, sakin bir şekilde: “Allah’ın yanında duası makbul olan bir insan olsaydın, kendine dua ederdin de dilencilikten kurtulurdun” der.

Ve gülerek yoluna devam eder.

***

Erenlerden bir baba dalgın dalgın gezinirken yolunun üzerindeki bir camii den vaaz veren hocanın sesine kulak kabartır. Hoca efendi, içkiden bahsetmektedir.

Babanın ilgi alanında bir konu olduğu için merak ederek camiden içeriye girmiş ve bir köşeye oturarak hoca efendiyi dinlemeye başlamış.

Vaiz efendi coşmuş; içki şöyle kötü, içki böyle kötü. İçki içenler cehennemde şöyle yanacak, böyle yanacak… İçki ve içki içenlere veryansın ediyor.

Vaiz efendi sözünü şu cümleyle tamamlar.

“Ey cemaat, her kim bu dünyada içki içerse, o içtikleri içkilerin tüm şişelerini ahrette boynunda taşıyacak.

Bektaşi bu sözleri duyunca hemen elini kaldırmış.

Hoca efendi “ne var?” diye sormuş.

“Bir sorum var hocam! Acaba o şişeler dolu mu olacak, boş mu olacak?

Hoca efendi bir süre düşünmüş taşınmış. Şişeler dolu olursa ağırlıkları fazla olur, taşıyanlara daha çok eziyet çektirir düşüncesiyle:

“Pek tabii dolu olacak. Taşıyan daha çok eziyet çeksin” diye.

Bektaşi babası ellerini ovuşturarak; “Desene hocam, orada da işimiz iş…”

***

Bir okka ekmeğin kırk para olduğu zamanda Bektaşi babasının cebinde yirmi parası varmış. Bir fırından on paralık ekmek almış. Ancak fırıncı on parayı almasına rağmen para vermediğini sandığı Bektaşi’nin “ekmek parasını vermeden nereye gidiyorsun” diye yakasına yapışmış.

Verdindi vermedindi. Aldındı almadındı diyerek başlamışlar kavga etmeye. Bektaşi babası bakmış ki, karşısındaki fırıncıyla baş edemeyecek. Çaresiz katık için ayırdığı on parayı da fırıncıya vererek oradan uzaklaşmış.

Daha sonra bir bakkal dükkânına girerek ekmeğine yetecek kadar peynir almış ve para vermeden dükkândan çıkarken bu kez bakkal yakasına yapışacak olmuş. Bu defa Bektaşi babası daha uyanık davranarak “verdim ya” deyince bakkalda gerçekten parayı aldığını sanarak, ses çıkartmamış.

Erenler bir kenara çekilerek peynir ekmeğini büyük bir iştahla yerken, ağzından da:

“Yarabbi! Sen işin içyüzünü biliyorsun. Fırıncının benden haksız yere aldığı,  o, on paramı al, hakkı olan bakkala ver.