Birazda gülelim.
Yıl 1950.
Bugün, Suburcu’nda bulunan Şehir Pasajı’nın karşısındaki Güllüoğlu’na ait otel ve baklavacı dükkânının bulunduğu yerde, bir zamanlar postane binası vardı. Kesme taştan yapılmış bina iki katlıydı. Birinci katta, posta işlemleri yapılırdı; havale, pul satışı, koli işlemleri gibi. İkinci katta, müdür odasının yanı sıra küçük bir depo ve telgraf işlerinin görüldüğü bölümler yer alırdı.
O günlerin en çabuk haberleşme aracı telgraftı. ELT, Normal, Acele ve Yıldırım olmak üzere dört türlü telgraf çeşidi vardı.
Çok az telefon hizmete sunulmuştu. Telefonlar manyetolu idi. 50 numaralık santral sonradan 100 numaraya çıkarılmıştı. Şehirlerarası haberleşmek o kadar kolay değildi. İl ve ilçelerdeki santrallar birbirlerine bağlanmak suretiyle haberleşme sağlandığı için, konuşurken haberleşme sık sık kesiliverirdi.
xxx
Postane binasının birinci katında ayrıca 50 adet posta kutusu yer almıştı. Babamın posta kutu numarası 14 idi.
Tatil ayları olacak ki babamın işyerinde eğleştiğimden, bir gün posta kutusunun anahtarını vererek kutuda bir şeyler varsa alıp getirmem istenmişti.
Kutuyu açıp zarfları toparladım ve getirip verdim.
Mektubun biri Suriye’den geliyordu. Zarftaki alıcı adres şöyleydi:
“Bay Nasen Temmu Hindu
Tabakhanenin şark tarafında
Kasaphanenin şimalinde 100 metru kadar
Antep / Türkiye”
Zarfın arkasında ise göndericinin şu adresi vardı:
“G. Tüpçi Taburdurdan
Suriye / Kınıtra”
Postacının, bu garip adresli mektubu bizim posta kutusuna atılış sebebi, babamın birlikte çalıştığı Rahmetli Abdurrahman Neyal’dı.
Şen şakrak, şakacı, halim-selim, nüktedan, tatlı bir huya sahip Abdurrahman Bey mükemmel Arapça bilirdi. Bu sebeple zarf bizim kutuya atılmıştı
Nasen Temmu Hindu arandı ama bu şekilde yazılmış bir adresle, bulunamadı.
xxx
Bu mektup benim koleksiyonum arasındadır; hala saklıyorum.