Hoca hiç düşünmeden cevap vermiş:
“Tam şu bastığım yerdir.”
“Nasıl emin oluyorsun?” diye sorunca da eklemiş:
“İnanmıyorsan ölç.”
**
Gaziantep’te bu hafta olanlara bakınca insanın aklına bu hikâye geliyor. Herkes kendi durduğu yerden bakıyor, kendi gördüğüne inanıyor. Görmediğini ise yok sayıyor.
Peş peşe gelen operasyon haberleri var:
Dolandırıcılık, sahte senet, rüşvet… Yüz milyonları aşan dosyalar ve yüzlerce tutuklama.
Adliyeden gelen iddialar ise şaşırtıcı: rüşvet, bilgi sızdırma ve uyuşturucu ticaretiyle ilgili soruşturmalar. Şaşırıyor muyuz? Evet. Ama belki de asıl soru şu: Bu kadar uzun süre nasıl görünmeden kaldı?
Yoğun operasyonlar bir yandan “devlet çalışıyor” hissi yaratıyor, diğer yanda ise kaygı ve tedirginlik büyütüyor. İnsanlar birbirine daha temkinli bakıyor, güven duygusu sarsılıyor.
En çok etkilenen yine çocuklar.
Çocuk, anlatılanı değil, gördüğünü öğrenir. Eğer sürekli “kim kimi nasıl dolandırdı” konuşuluyorsa, bir süre sonra bu onun dünyasında sıradanlaşır.
Ve tehlike tam da burada başlar: Çocuk artık “bu doğru mu?” diye sormaz, “nasıl yapılıyor?” diye merak eder.
Asıl mesele sadece suç değil.
Mesele, buna nasıl alıştığımız.
Yanlışa alışmak, toplumda doğruyu anlatmayı zorlaştırır.
**
Bugün Gaziantep’te konuşmamız gereken şey sadece operasyonlar değil.
Bu kadar şey nasıl bu kadar uzun süre görünmeden kalabildi?
Ve daha önemlisi:
Biz gerçekten görmedik mi, yoksa görmek mi istemedik?