Bugün sık sık "Kadınlara değer verilmiyor." cümlesini duyuyoruz. Belki de asıl sormamız gereken soru şu: İnsanlık, nezaketini ve merhametini ne zaman kaybetti?
Hz. Muhammed'in hayatına baktığımızda karşımıza sadece öğüt veren bir peygamber değil, öğrettiğini yaşayan bir insan çıkar. Eşleriyle konuşurken nezaketi elden bırakmayan, onların fikirlerine değer veren, yolculuklarda onlara kolaylık sağlayan, toplum içinde onları incitmemeye özen gösteren bir eş profili görürüz. Rivayetlerde onun aile hayatındaki inceliği ve merhameti, inancın ayrılmaz bir parçası olarak anlatılır.
Halk arasında anlatılan bazı hikâyeler vardır. Bir evlilik teklifini zarif bir sembolle yaptığı, sevdiği kadınların rahatını kendi rahatının önüne koyduğu, kendisini büyüten insanlara vefasını ömrü boyunca unutmadığı... Bu anlatıların bir kısmının tarihî doğruluğu tartışmalı olsa da insanların bu hikâyeleri anlatırken vermek istediği mesaj nettir: Güç, incelikle birleştiğinde anlam kazanır.
Bugün ise çoğu zaman bunun tam tersini yaşıyoruz. Kadına değer vermeyi sadece özel günlerde söylenen güzel sözlere indirgedik. Oysa değer; saygıda, dinlemede, incitmemede, emek vermede ve vefada ortaya çıkar. Bir kadını yüceltmek büyük cümleler kurmakla değil, onun onurunu her gün koruyacak bir ahlakı yaşayabilmekle mümkündür.
Toplumun huzuru, kadın ve erkeğin birbirini rakip değil, hayat arkadaşı olarak görebilmesiyle mümkündür. Birinin değerini düşürerek diğerini yükseltemeyiz. Çünkü aileyi ayakta tutan da, toplumu güçlü kılan da karşılıklı saygıdır.
Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken şey budur: Medeniyet, en güçlü olanın en zayıfa nasıl davrandığında; insanlık ise en çok sevdiğine nasıl değer verdiğinde ortaya çıkar. Kadına verilen değer, aslında bir toplumun kendi vicdanına verdiği değerin aynasıdır.