GELECEĞİNİ BİLİYORDUM

Düşün

 

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.

Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutmayacak ateş yağmuru

altındaydılar.Tam cepheden dışarı doğru bir hale yaptığı sırada başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti, Delirdin mi? gitmeye değer mi?

Baksana delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Artık onun için yapacak hiçbir şey yok. Boşuna kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini cepheden dışarı attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti Asker o korkunç ateş yağmuru geleceğini biliyordumaltında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker, yaralı arkadaşını kurtaramamıştı siperde kalan arkadaşı dedi ki: Sana deymez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın. Değdi, dedi, gözleri dolarak asker,DeğdiNasıl değdi? Bu adam ölmüş, görmüyor musun?

Yinede deydi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için.Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

 

Geleceğini biliyordum Geleceğini biliyordum

 

**

Hisset

 

Kış Temrinleri

Elhan-ı şita! Ruha

şifa veren sesler. Anlarız yıllar

sonra. Hiçbir kar, değmezmiş

bu alkışa

 

İşaretlerin tesadüfi sükuneti.

Kırılgan mimari. Dünya eksik

bir söyleşi. Varolalı beri. Aşina

şuara kargışa.

 

Kelimelerden, geçici harf heykelleri

yapan beceri. Zamirlerin hevesi,

ah bilinseydi, ne taşınmaz bir eza!

 

Eldivenler giyse de kirlidir oysa

karın şeffaf elleri. Tutun, mani olun,

dönelim yaza.

 

Kış temrinlerin, yüzleştirir çünkü,

babaları yas, çocukları beyazla.

 

Vural Bahadır Bayrıl

 

**

Gülümse

 

Geçen yıl elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.

 

**

Kulağına Küpe Olsun

 

Yok etme ihtiyacının kesin nedeni, insan olmaktır, çünkü insan olmak nesne olmayı aşmak anlamına gelir. E. Fromm