Gençler, Bu Kadar Hoşgörüsüz Olursa!-III-

Öncelikle durum tespiti yapalım. ODTÜ’nün değişik bölümlerini kazanan ve kayıt yaptırmak isteyen öğrencilere, yurt ve ev sağlamak için, çeşitli gruplar tarafından çalışma yapılıyor. Çalışma yapan gruplar ise anlaşıldığı kadarıyla, iki kesimden oluşuyor. Bir grup, Cemaat adına çalışma yapıyor, diğer grup ise devrimci ve ilerici ODTÜ öğrencileri.

 

İlerici ve devrimci öğrencilerin iddialarına göre, Cemaat yurtları ve evleri için çalışma yapanlar, “ODTÜ yurtlarında bebek düşürenler var”, “Kızlı-erkekli yurtlarda kalıyorlar” diye karalamalarla, öğrencileri kendilerine çekmeye çalışıyorlar.

 

Cemaat adına çalışma yapan öğrencilerin iddialarına göre de, kendileri “başörtülü olduğu için” video görüntülerine de yansıyan muamelelere tabi tutuldular.

 

Bu noktada, eğer varsa, Cemaat-Ak Gençlik gruplarının, ODTÜ yurtları ile ilgili iddialarına, kamuoyu önünde, “bu iddialar doğru değil, sözü edilen bebek düşürmeler vb olaylar yaşanmadı, bu şekilde yurtları karalayarak çalışma yapacağınıza, kendi yurtlarınızı tanıtın” diyerek, basın açıklamaları ile barışçıl bir şekilde cevap vermek varken, bütün Türkiye kamuoyu önünde, başörtülü öğrencilere, itici bir  şekilde tacizde bulunmak, doğru mudur?

-ODTÜ ve ODTÜ yurtlarının rektörü, dekanı, müdürü yok mudur? Bu yurtlarla ilgili karalamaları bertaraf etmek ilerici-devrimci öğrencilere mi kalmıştır?

 

Üstelik kamuoyunda, ODTÜ ile ilgili “kuşatma” kampanyaları yürütülürken, kamuoyuna bu şekilde yasakçı bir anlayışın yansıması, öğrencileri ve öğretim üyeleriyle bir bütün olan ODTÜ’nin kamuoyundaki imajını zedelemiştir.

 

Kanımızca sorun, siyasete ve laikliğe bakış açısından kaynaklanmaktadır. Din’e ilişkin bütün fenomenleri ve dinsel ritüelleri gerici olarak yaftalayan, laikliği, dini ve dinsel ritüelleri, kamunun ve hatta toplumsal yaşantının da dışında tutulması gereken potansiyel bir tehlike olarak gören bir laiklik anlayışının, gelip dayanacağı nokta, yasakçılıktan öteye geçemeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bu yasakçı laiklik anlayışının örnekleriyle doludur.

 

Genel olarak sol siyasi hareketler ve gençlik hareketleri, öğrencilere ve kamu çalışanlarına getirilmek istenen kılık-kıyafet serbestisi sırasında da gösterdikleri bu yasakçı mantığı gözden geçirmek durumundadırlar.

 

Laikliğin, dinin devlete, devletin de dine müdahale etmemesi gerektiği, hukuksal kuralların dine dayandırılmadığı ve devletin, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alarak, dinini kamusal alanda yaşamak isteyenlere de gereken koşulları sağladığı bir kavram olduğu unutulmamalıdır.

 

Bu ülkede yaşayanlar, böyle bir laiklik tanımının yapıldığı bir ortamı henüz yaşamamış olabilirler, ancak bu durum ilelebet yaşanmayacağı anlamına da gelmez. Özellikle de hepimizin umudu olan gençlerin, yasakçı mantığı bir an önce terk ederek, daha özgürlükçü bir ortamın sağlanmasında motor güç olması gerekmez mi?